Yunanlı filozoflar

Üç büyük filozofun ardından Antik dönemde felsefe hangi alanlarda gelişti?

Bu soruyu yanıtlamadan önce, Akdeniz dünyasına bir göz atmakta yarar var.

Her şeyden önce Yunan kent devletlerinin birbirleriyle yaptıkları üstünlük mücadelesi, bu devletçiklerin güçsüz düşmesiyle sonuçlandı.

Makedonya’da yeni bir güç yükseliyordu. Babası Filip’ten sonra bildiğiniz gibi Büyük İskender Hindistan’a kadar tüm bölgeyi içine alan bir imparatorluk kurdu. Ölümünden sonra ardılları mirasını paylaştılar. Uzun süreli hanedanlar kurdular.

Russel “Felsefe Tarihi”nde bu dönemi şöyle özetliyor

* Philipp ve İskender tarafından son verilen özgür kent devletleri dönemi: Özgürlük ve Düzensizlik

* Kleopatra’nın ölümünden sonra Mısır’ın Roma’ya katılmasıyla son kalıntısı da gözlerden yiten Makedonya egemenliği dönemi: Başeğme ve Düzensizlik

* Roma İmparatorluğu Dönemi: Başeğme ve Düzen

Platon ve Aristoteles’in büyük sistemlerinden sonra, İsa’nın doğumuna kadar olan 300 yıl boyunca, felsefe “ahlak” konusu üzerinde durdu daha çok.

Bu dönem toplumsal ve siyasi açıdan bir kargaşa dönemiydi. Anlayacağınız, ahlaka yönelmek bir zorunluluktan doğdu belki de.

İlk büyük okul “Stoa Felsefesi” idi. Ancak onlara öncülük eden Kiniklerden kısaca söz edelim.

Kinik felsefe Sokrates’in öğrencilerinden Anthisthenes tarafından kuruldu. O Özellikle Sokrates’in kanaatkarlık öğretisinden etkilenmişti.

Anthistenes, soylu bir yaşamdan sonra ileri yaşlarda dünyadan el etek çekmeyi tercih etti. Bütün özentili felsefenin değersiz olduğunu söylüyordu.                 “Zevk almaktansa ölmeyi yeğlerim” diyordu.

Felsefe ile az tanışık olanların bile ismini duyduğu bir filozof ta Sinop’lu Diogenes (Diyojen)’tir. İskender ile karşılaştığında söylediği ünlü sözü bilmeyen yoktur .

Kendisinden ne dilediğini soran İskender’e şöyle demiş;

“Gölge etme başka ihsan istemem”

Kinikler insanın sağlıklı olmalarına kafa yormaya gerekmediğini söylüyorlardı. Aynı şekilde acı ve ölümü dert etmeye de gerek yoktu.

Diogenes bir “köpek” gibi yaşamaya karar verdi. Böylece “kynikos” (köpeksi) adını aldı. Sanırım bir sokak köpeğini örnek almıştı. Onun yaşamı bugünkü “evsizler”i andırıyor demek yanlış olmaz herhalde.

“Stoa” ne anlama geliyor? Neydi bu felsefedeki düşünceler

Okulun kurucusu Kıbrıs’lı Zenon derslerini, Atina’da direkleriyle ünlü bir galeri olan, “Stoa Poikile” de verdiğinden, okul “direkli galeri” adı verilen “stoa” adıyla anılmıştır. Bir tür sundurma diyebiliriz.

Stoa okulu dönemler halinde etkili oldu.

İlk dönemde Zenon, Kleanthes, Khrysippos, bütün ana düşünceleri ortaya  koydular. Orta dönem Stoacılığının başlıca isimleri Rodos’lu Panatios ile Suriye’li Posedionios’tur.

Eldeki metinler İmparatorluk Stoacılığı denilen son döneme aittir.      İmparatorluk deyince anlamışsınızdır. Roma imparatorluğu…

İmparatorluk Stoacılığında 3 isim öne çıkar.

Ø Seneca,

Ø Epiktetos

Ø Marcus Aurelius

Stoacıların düşüncelerine hiç değinmediniz.

Zenon, insanın, doğru erdemli ve mutlu yaşamasının temelini; dünyaya bağlı olmamakta buluyordu. Ona göre insan ne devlete ne de tanrılara bağlı kalmadan yaşamalıdır. İnsan yalnızca kendi kendine dayanarak ve güvenerek yaşamak; kendi kendisine yetmek zorundadır.

Stoacılar bunun “Akıl gücüyle!” yapabileceğine inanıyorlardı.

Aklın tutkuları ve duyguları denetlemesi gerektiğine inanıyordu. Çünkü onların tümü, insana zararlı olan şeylerdi. Nietzsche’nin kulakları çınlasın. Freud ise onları kapısından bile sokmazdı herhalde.

Bağımsızlığa ve mutluluğa ulaşmamızı sağlayan araç, bir “duygusuzluk” durumuna girmekti. Diğer bir deyişle tutkulardan, eğilimlerden, duygulardan sıyrılmaktı.

Bu düşünceler yüzyıllar boyu etkili oldu.

Bu düşüncenin Roma da da kabul gördüğüne değinmiştik. İmparatorlar tahmin edeceğiniz gibi farklı bir yaşam biçimi sürdürdüler. Bir tanesi vardı ki, bu okulun felsefecileri arasında yer aldı;

Marcus Aurelius…12 kitaplık “Kendime Düşünceler” adlı yapıtı ünlüdür. Onu “Gladyatör” filminden hatırlamalısınız.

Stoacılık dışında farklı yaklaşımlar var mıydı?

Evet. Aynı dönemde ün kazanan bir başka ahlak felsefesi daha vardı. Bu günümüzde daha çok tanınır. Epikürosçuluk.

Epiküros, erdemli ve mutlu bir hayatı, dünyadan el etek çekerek, boş inançlardan kurtularak ve yaşamın tadını çıkararak yaşamakta buluyordu.

Bu filozofa göre, doğaüstü güçlere inanma, boş bir kuruntudan ibarettir. Nitekim ölüm korkusu da bu çeşit bir kuruntudur. Şöyle der:

“Biz yaşadıkça, ölüm diye bir şey yoktur. Ölüm gelince de artık biz olmayacağız”

Epiküros hazzı savunur, ancak tat(haz) almak için ölçülü bir yaşamı önerir o da.

Epikürcülük, daha sonra anlaşıldığı gibi, zevk içinde yüzmeyi değil, yaşamda dengeyi savunan bir

Diğer önemli bir felsefi okul da “Kuşkuculuk”tur.

Kuşkucuların önemli isimlerinden ikisi, Pyrrhon ve Timon’dur. Onlar “varlık” konusunda doğru bilgi elde edemiyeceğimizi söylerler. İkinci dersimizde varlık konusundaki öne sürümleri anımsıyorsunuzdur.

Pyrrohn İskender’in ordusuyla Hindistan’a kadar gitmişti. Güngörmüş bir adamdı anlaşılan.

Onların söylemlerine;

*olabilir

*belki de öyledir

*hiçbir şey ileri sürmüyorum

*bir şey ileri sürdüğümü de söyleyemiyorum

gibi yargıdan kaçınan deyimler hakimdir.

Hiçbir şey ileri sürmemek, bütün zihinsel kargaşa ve rahatsızlıktan kurtulmayı ve dolayısıyla özgürlüğe ulaşmayı sağlıyordu.

Kuşkucular…

Düşünülebilecek hiçbir konuda kesin bilgi diye bir şeyin olmadığını,

Olsa bile insanın eldeki yetileriyle kesin bilgilere ulaşmasının olanaklı olmadığını öne sürerek,

Nesnel bilgiyi ve nesnel bilme olanağını bütünüyle yok saydılar…

Yeni Platonculuk

Roma çağı felsefesinde dinsel düşüncenin ağır basmaya başlamasıyla, iki akım ortaya çıkar.

* İskenderiye Okulu’nun Yeni Platonculuğu

* Patristik Felsefe

Yeni Platonculuk terimi, felsefe ile dinsel fikirlerin her şeyi kapsayan bir sentezini oluşturma çabalarını belirtmek üzere, sonradan kullanılmaya başladı.

Yeni Platoncular;

v Aristoteles’in, Stoacıların ve kısmen Pitogoras’ın fikirlerini

v Mistik düşünceleri.

v Efsane parçalarını

v Bedenin kötü ve ruhunsa iyi olduğunu varsayan Platoncu görüşleri biraraya getirdiler.

Böylece Ortaçağ Skolastik Felsefesinin başlangıcına değinmiş olduk. Patristik felsefeye kısaca Skolastik Felsefeyle bağlantılı olarak Orta çağ felsefesinde tekrar yer vereceğiz.

Bu dersi bitirirken Yeni Platoncu görüşlere de kısaca göz atalım mı?

Yeni Platonculuğun kurucusu Philon, en ünlü temsilcisi ise Plotinos’tur.

Platinos’un “Bir” kavramı önemli.

“Bir” :

* Öncesiz , sonrasızdır.

* Zaman içinde belli bir anda ortaya çıkmamış, her zaman var olagelmiştir.

* Tanrıdan başka bir şey değildir

“Bir” in alçalarak maddesel varlıkları ortaya çıkarmasına (dünya haline gelmesine) karşıt olan bir başka hareket daha vardır.

Bu hareket, duyular dünyasından, “Bir” e yani tanrıya yükselen insan ruhunun hareketidir.

Platon’u belli bir biçimde yorumlayarak, felsefesini yani yeni-Platonculuğu ortaya koyan Plotinos’un daha sonra Batı’da ve İslam dünyasında ortaya çıkan tümtanrıcı ve mistik görüşleri ve ahlak felsefelerini etkilediği görülüyor. (Selahattin Hilav)

g.antik.gif (55978 bytes)

Bu bölümde yaralanılan kaynaklar:

1.Felsefe El Kitabı- Selahattin Hilav – Gerçek Yayınevi

2.Felsefe tarihi – Sahakian –  İdea Yayınları

3.Yeni Başlayanlar İçin Felsefe – Richard Osborn  –  Milliyet Yay

4.Sofi’nin Dünyası – J.Gaarder  –  Pan yayıncılık

Ortaçağ Batı Felsefesine genel bir bakış yapabilir miyiz?

Ortaçağ Felsefesine Skolastik düşünce egemen oldu.

Skolastik düşünce; inanç ile bilgiyi uzlaştırmaktır diyebiliriz.

Hıristiyan Dininin , Yunan felsefesi ile karşılaşması bir uzlaşmayı da beraberinde getirdi. Böylece Hıristiyan dini çerçevesinde daha önce de değindiğimiz “Patristik Felsefe” gelişti.

Neydi Patristik Felsefe?

Patristik Felsefe Yeni Platonculuktan yararlanarak  Hıristiyanlık öğretisini temellendirme yaklaşımıydı.

İlkçağ Felsefesi ile ortaçağ arasında bir nevi köprü oluşturan bir düşünceydi.

Bu düşünceler daha sonraki dönem Hıristiyan Düşünürlere kaynaklık etti.

Patristik Felsefenin en önemli iki temsilcisi; İskenderiyeli Klement ve Origen idi.

Daha sonra St. Augustinus etkili oldu. O, ortaçağ batı felsefesinin temellerini attı.

Augustinus Ortaçağ çok uzun bir dönemi kapsıyor. Felsefi düşünceyi nasıl konumlandıralım?

Doğru. Söz konusu olan, V. yy. dan başlayıp XV.yy. a kadar devam eden uzun bir süre.

Felsefe tarihçileri, ki bu derslerde onlardan alıntılar yapıyoruz, Ortaçağ Skolastik felsefesini;

Platonik(529-1200) ve

Aristotelesçi(1200-1453)                dönemler olarak ayırıyorlar.

Her iki dönemde de 2 temel sorun tartışıldı,

-Nesnel olgusallıklar olarak evrensellikler sorunu. Ya da “Tümeller” sorunu.

-Tanrının varoluşunun mantıksal tanıtları sorunu.

Platonik dönemdeki öne çıkan düşünürler kimlerdi?

John Scotus Eriugena ve Aziz Anselm dir.

Eriugena İrlanda manastır geleneğinden gelmişti, özgür iradeye inanıyordu. Sorunlara teoloji  değil felsefe açısından yaklaşıyordu.

Ona göre hem akıl hem de vahiy gerçeğin kaynağı idi.

Yapıtının adı, “Tanrısal Yazgı Üstüne” .

O, Tanrı ile evrenin aynı ve yaratılışın zaman dışı olduğunu söylüyordu.

“Doğanın Bölümlere Ayrılması” adlı kitabında Platon’un idealarını savundu.

Eriuguna, kutsal üçlemeye yönelik getirdiği açıklama nedeni ile, kilise tarafından uzun süre hapis cezasına çarptırıldı

Ölümünden sonra papa onun kitaplarının yakılmasını emretti!

Yine kitap yakma !

Skolastisizm , 400 yıl süren karışıklık döneminden sonra, (Roma’nın yıkılması ve Kavimler Göçü) insanlarda yeni bir düzen duygusu oluşmaya başladığı 11.yy.da ortaya çıktı.

Bu dönemde, Önemli hemen bütün Yunan filozoflarının  yapıtları Müslüman bilginlerce çevrilerek  Avrupalı düşünürlerin dikkatine sunulmuştu.

Platoncu geleneği sürdüren son filozof Anselm idi. Onun günümüzde de anılmasına neden olan düşüncesi “Ontolojik Kanıt” adıyla bilinir.

Anselmus, Augistinus’un  iman ile us arasında kurduğu ayrılmaz ilişkiyi bütünüyle benimseyerek , Platonculuk ile Hıristiyan tanrıbilimini bütünleştirmeye yönelik özgün bir görüş ortaya koymuştu.

Skolastik Dönemin en ünlü ve etkili filozofuna geldi sıra;Aquino’lu Thomasso.

Aristokrat bir İtalyan ailesinden geliyordu. Dominican tarikatı üyesiydi.

O dönemde bazı çevreler bu tarikatın İbni Rüşd’en etkilendiklerini dolayısıyla sapkın olabileceklerinden kaygılanıyorlardı.

Aquinas bütün gücüyle Aristocu etkinin saygıdeğer  bir şey olduğunu göstermeye çalıştı. Bunda da başarılı oldu.

En önemli yapıtları neydi?

En önemli yapıtları;

Summa Contra Gentiles (İnançsızlara Karşı Tümyapıtı)

Summa Theologiae (Tanrıbilim Tümyapıtı)

Bu kitaplardaki düşünceler zamanla Kilise’nin resmi felsefesi haline geldi.

Onun sisteminde; “doğal teoloji” ile “vahyedilmiş teoloji” arasında ayrım vardı.

Doğal teoloji, aklın etkinliğinden ve duyu deneyiminden ikincisi ise inançtan kaynaklanıyordu.

Aquinas için, her iki yaklaşım da tanrıyı kavramakta birleşiyordu.

Daha önceki Anselm’in kanıtını da eleştirerek farklı kanıtlar öne sürdü,

Bu dönemde başka düşünceler yok muydu?

Vardı tabi. Hıristiyan okullarında yetişmekle birlikte , resmi öğretiyle uyuşmayan bir çok düşünür çıktı.

Bu düşünürlerden günümüzde de en çok tanınanı Roger Bacon’dır.

Uzun yıllar sonra, daha doğrusu yüzyıllar sonra , bilimin ve özellikle deneyin önemine dikkati çeken kişi oldu.

“Opus Majus” adlı yapıtında cehaletin 4 nedeni olduğunu savundu;

*Uygun olmayan bir otoriteye başvurmak

*Göreneklerin olumsuz etkisi.

*Bilgisiz kalabalığın kanıları

*Cehaletin kılıfı olarak bilgelik taslama.

O İbni Sina’yı Aristoteles’ten sonra en önemli filozof saydı. İki düşünüre daha değineceğiz.

İlki :Duns Scotus.O Fransisken Tarikatı üyesiydi.

Varlık ile öz arasında hiçbir fark olmadığını, dolayısıyla şeyleri birbirinde ayırt etmenin madde değil biçim olduğunu düşünüyordu.

Ockham’lı William ise, Mantık konusundaki düşünceleri ile önem kazandı. Aristoteles’in yanlış anlaşıldığını öne sürüyordu. Mantık ve bilgi kuramlarının metafizik ve teolojiye kurban edildiğini söylüyordu.

“Gül’ün Adı” filmini görenler o dönemi daha iyi canlandırabilirler.  Aynı zamanda bir dilbilimci olan Umberto Eco’nun  aynı adla sinemaya aktarılan yapıtında, Aristoteles’in bazı düşüncelerinin resmi öğretiye ters düştüğü için nasıl gizlenmeye çalışıldığına da yer veriliyordu.

Scotus

Skolastik dönem nasıl sona erdi?

Buna basit bir yanıt vermek zor.

Feodal dönem sona ererken, kilisenin de gücü  azalmaya başlamıştı. Siyasi nedenlerle Papalar üçe çıkmış ve birbirleriyle kıyasıya mücadeleye girmişlerdi.

Ulusçu düşünceler de etkiliydi.

İtalya da zengin ve eğitimli tüccarlar sınıfının yükselişi , Antik dönem kent devletlerini anımsatan İtalyan Kent devletlerinin gücünün artması ve daha bir çok etken yeni eğilimleri de beraberinde getirdi.

Skolastik Dönemin sonu için ille de bir olgu isterseniz, Bruno’nun yakılması sembolik bir değer taşır. Bruno, gökbilimci, matematikçi ve filozoftu. Neydi suçu: O , Evrenin tanrı ile özdeş olduğu düşüncesi temelinde, Copernicus’un kuramının  felsefi içerimlerini geliştirmişti.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.