MISIR Kültür Gezileri

Tatil amacınız ne olursa olsun her yanınızda tarihi eserler dolu olduğu için sizlere öncelikle Mısır tarihinden bahsetmek istiyoruz. Bu tarihi eserlerin belki de en yoğun bulunduğu bölge Luksor çevresidir. Sizlere Luksor çevresini tanıtmadan önce eski Mısır’ın şehirleri konusunda basit bir bilgi vermek istiyoruz. Eski zamanda insanlar şehri (aynı zamanda Nil nehrinin) doğu kıyısında yaşayıp batı kıyısında gömülürlermiş. Bu gömülme konusu çok önemli çünkü karşılaşacağınız eserlerin çoğu bu gömülme olayı ile alakalı. Mısır dinlerinde gördüğümüz üzere, eski Mısır ölümden sonra kişilerin tekrar yaşama döneceklerine inandığından hem ölümde rahat etmeleri hem de geri döndüklerinde kullanmaları için inanılmaz büyüklük ve ihtişamda mezarlar yapıyorlar. Ancak bu mezar yapma saplantısı sadece firavunlarla kısıtlı değil, erkek kadın çocuk tüm Mısırlılar’ın mezar yapma saplantısı var. Hatta mezar saplantısından da öte, firavunlar gömülmeden önceki ayinlerin yapılması için bile muhteşem tapınaklar yapmışlar.

Luksor çevresi hem yaşayanların yapmış olduğu en görkemli tapınaklardan ikisini (Luksor ve Karnak), hem de ölüler için yapılmış firavunların ve eşlerinin gömüldüğü Krallar Vadi’sini ve Kraliçeler Vadi’sini barındırıyor.

Nil boyunca güneye indiğimizde bir sonraki durağımız Esna oluyor. Küçük Esna şehri antik Latopolis şehri yerinde kurulmuş. Esna’da sadece az bir kısımı ayakta olan Khnum tapınağı bulunduğu için çoğu turlar Esna’yı atlayarak Edfu’ya geliyorlar. Luksor ile Edfu arasında bir de Nil kilidi olduğu için genelde gemiler kilitden önce geçebilmek için birbirleri ile yarışıyorlar. Gene de kilidi geçme çoğunlukla gece geç vakte denk geldiğinden çoğuları kaçırabiliyor bu olayı. Kilit denen olaylar Nil akışını ve trafiğine ayarlamak için kurulmuş küçük bentler. İki taraf arasındaki yükseklik farkı genelde 10-20 metre arasında olmasına rağmen gemiler ancak tek tek bu yükseklik farkı ayarlanarak kilitden geçtikleri için geçiş çok uzun sürebiliyor. Geçiş makul bir vakit ise veya mühendisliğe meraklıysanız üst güverteye çıkarak kaçırmayın deriz.

Edfu Nil’in batısında kurulmuş bir şehir. Edfu’da önemli bir Horus tapınağı yer alıyor. Bu tapınak önce Thutmosis III’ün ünlü mimar-rahip Imhotep’e yaptırmış olduğu tapınağın yerine Ptolemy III tarafından  M.Ö. 327’de yaptırılmış ve tüm Mısır’daki en iyi korunmuş tapınak. Tapınak Nil’den yaklaşık olarak 20 dakikalık yürüyüş mesafesinde olduğundan faytonlarla gidiliyor. Eğer turla gidiyorsanız fayton ücretini tur ödüyor, sakın faytoncuya para kaptırmayın.

Edfu’dan yarım günlük yol güneyde Kom Ombo bulunuyor. Kom Ombo doğu kıyıda ve ilginç bir tapınak barındırıyor. Tapınak gemilerin kıyıya yanaştığı yere çok yakın olduğu için genelde yürüyerek gidiliyor, ama yol herşeyi satan herkesle dolu olduğu için epey uzun sürebiliyor. Kom Ombo’daki tapınak aslında yanyana yapılmış iki tapınakdan oluşuyor. Tapınağın yarısı iyilik tanrısı Horus’a, diğeri de kötülük tanrısı timsah kafalı Sobek’e (Seth) adanmış. Timsah Nil kıyılarında en korkulan hayvan olduğu için onları kızdırmamak uğuruna her sene bir tane timsah seçilip krallar gibi hizmet görüyormuş. Bu timsahın tutulduğu sunak alanı ve bir timsah mumyası görülecek yerler arasında yer alıyor.

Nil boyunda inilebilen en son noktada Asuan var. Luksor, Edfu ve Kom Ombo’nun görece viraneliği ile kıyaslanındığında Asuan modern bir şehir havası veriyor. Asuan’ın içinde alışveriş yapıp Agatha Christie’nin Nil’de Ölüm romanını yazdığı Old Cataract otelinde çay içmekten başka yapabilecek şey yok. Ama Asuan çevresi pek çok ilginç eser bulunduruyor. Bu yöreye hem teknik hem de arkeolojik açıdan özellik veren Asuan barajı görülmeye değer. Böylesi büyük bir nehrin önünde kurulmuş olmasının yanı sıra baraj gölünün sular altında bırakmış olduğu eserler açısından da önemli Asuan barajı. Ancak bizde olduğu gibi “şimdi oraya harcayacak ne paramız ne de vaktimiz var” denmeden tüm önemli eserler özellikle Avrupalı devletlerin maddi yardımları ile yerlerinden alınarak parça parça biraz daha yüksek bir alana taşınarak özüne tamamen uyularak bir araya getirilmiş. Philae adası bu mekanların başında geliyor. Ancak bu eserlerin en önemlisi olan Abu Simbel Asuan’dan hayli uzakta. Gene Asuan baraj gölü kıyısındaki Abu Simbel’e arabayla varmak dört-buçuk –  beş, uçakla varmak ise bir saate yakın sürdüğünü söyleyecek olursak Nasır baraj gölünün büyüklüğü hakkında biraz fikir vermiş oluruz.

Eğer Mısır’ kadar gidiyorsanız Abu Simbel’i mutlaka görmelisiniz. Abu Simbel tapınağı bizim tarihde görmüş olduğumuz Hititlilerle Kadeş savaşını yapmış olan Ramses II’nin büyüklüğünü göstermek için tanrı Amon’a adanmış bir tapınaktır. Mimari ve astronomik özellikleri yanı sıra hemen yanında neredeyse Ramses II’nin tapınağı ile oranlanacak bir büyüklükte olan karısı Nefertari’nin tapınağının da bulunması bu alana büyük bir özellik getirir. Abu Simbel’de Mısır bitiyor ve Sudan başlıyor (neredeyse). Bu sebeple yolumuz bizi uçakla kuzeye, Kahire’ye götürüyor Abu Simbel’den sonra.

İstanbul’daki kargaşalı hayatla karşılaştırıldığında Kahire daha bir curcuna havası taşıyor, özellikle trafik. Eğer araba kiralayıp çevreyi dolaşmak gibi bir niyetiniz varsa unutun gitsin, ben lunaparkda daha az çarpışan arabalar gördüğümü düşünüyorum. 17 milyon nüfusu ile dev bir şehir Kahire, ama taksiler fazla pahalı olmadığı için bir baştan bir başa, İstanbul ile kıyaslarsanız, üçte bir fiyatına seyahat edebiliyorsunuz.

Zaten Kahire’yi anlatırken şehrin aslında bir baştan bir başa gezilmesi gerektiğini söylemek gerekiyor. Doğu başında eski kale ve Mehmet Ali Paşa cami, Batı başında da piramitler var (belki daha ilerilerinde de görülmesi gereken yerler vardır, ama biz bilmiyoruz). Ortada ise Mısır Arkeoloji Müzesi ve Han Halil denen bizim Kapalıçarşı benzeri bir büyük çarşı var. Mısır’ın genel yapısına uygun olarak Nil’in Batı kıyısında bol miktarda piramit var. Ancak çoğu tur bunların en büyük ve ünlüleri olan Keops, Kefren ve Mikerinos’a götürüyorlar sadece. Bunlar en kuzeyde yer alan piramitler. Güneydeki piramitler ise bunlara göre çok daha küçük ve bunların neredeyse modelleri gibi duruyorlar. Bu duygu da çoğunlukta bizi yanıltmıyor çünkü bu muhteşem piramitleri yapmadan önce firavunlar bu küçük ve eğri büyrü piramitler üzerinde çalışmışlar. Tekniklerinin gelişmesini seyretmek açısından önce bu küçük piramitleri daha sonra da büyük üçlüyü ziyaret etmek daha mantıklı olur diye düşünüyoruz.

Mısır’da en çok görülmesi gereken yerlerden biri ise Arkeoloji Müzesi. Mısır’da dolaştığınız süre boyunca duyduğunuz en önemli laf “eskiden burada duran … artık Arkeoloji müzesine taşındı” olduğu için buraya uzun süre ayırmak gerekiyor. Ancak müzede sakın ola rehberlerin gösterdikleri ile yetinmeyin, adamlar yoruldukları için bırakıyorlar, kendi sakin kafanızla dolaştığınızda en az bir tam gününüzü değerlendirebilirsiniz. Bu müzede pekçok kitapta gördüğünüz nesnelerin orijinalleri bulunduğu için çok heyecan verici olabiliyor. Müze iki katlı ve üst katı neredeyse tamamen Tutankhamon’un mezarından çıkartılan nesnelerle doldurulmuş, ihtişamı görmeye değer. Ayrıca Krallar Vadisi’nde soyguncuların el sürmedikleri pekçok mumya da bu müzede görülebilir ancak mumya bölümüne giriş paralı.

Kale ve Mehmet Ali Paşa cami ilginç yapılar, ancak vaktiniz kısıtlıysa görmek için kendinizi çok yormayın. Bizim memleketde bunlardan çok daha hoş ve bakımlı kaleler ve camiler var. Caminin hoş özelliği bizim SultanAhmed caminin örneği olarak bir Avrupalı tarafından tamamlanmış olması, özellikle kubbe çevresindeki camlar çok ilginç.

Kara yolu ile yaklaşık 2-3 saat arası bir sürede İskenderiye’ye varıyorsunuz. Sizi bu turda İskenderiye’ye götürmüyoruz derlerse çok üzülmeyin çünkü İskenderiye’de görülecek ve bunu Mısır’da gördüm diyebileceğiniz pek bir şey yok. İskenderiye’nin en önemli iki özelliği Deniz Feneri ve Kütüphane seneler önce yıkılıp sulara gömülmüş, yerlerinde bir tek taş bile kalmamış. Ancak şehir olarak İskenderiye düzeni ve güzelliği ile Mısır’ın genelinden çok büyük farklılık gösteriyor. İzmir’in bundan yirmi sene önceki haline benziyor. Şehrin güzel binaları hep Akdeniz’e bakan sahil şeridinde kurulmuş ve eskiden deniz kenarı olan bu binaların önünden şimdi bizde de olduğu gibi sahil yolu geçiyor, bu sebeple ünlü plajları bile kullanılmaz hale gelmiş. Bugün için İskenderiye’yi görmek için iki sebep var: Yeni ve ilginç bir kütüphane yapıyorlar deniz kıyısında, ve eğer İskenderiye’yi görmezseniz Mısır’ın tarihi eski fakat çirkin bir ülke olduğunu düşünerek ayrılırsınız.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.