Kilistra Antik Kenti

Kapadokya’daki gibi bir dönem kaya oyuklarında yaşamın hüküm sürdüğü Kilistra, gerçekten ilginç, sıradışı ve sürprizlerle dolu olan bir köy.

“Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır. Bozkır, kendine bir serap çeşnisi vermekten hoşlanır” diye anlatır Ahmet Hamdi Tanpınar Konya’yı. ‘Beş Şehir’ adlı kitabındaki anlatımından, en çok etkilendiği, derin bir hüzne, heyecana ve şaşkınlığa kapıldığı kentin burası olduğu rahatlıkla anlaşılır. Gerçekten de bozkırın inançlı çocuğu Konya, gizemli bir güzelliğe sahip. Ancak sırrını kolay ele vermiyor, onu yakalayabilmek için Tanpınar’ın da dile getirdiği gibi “saat ve mevsimlere iyice karışmanız” gerekiyor.

Kent içindeki tarihi anıtlar, cami, külliye ve medreseler, Mevlânâ’nın dergâhı, keçeciler çarşısı, etli ekmek salonları, çini ve el sanatları dükkânları gezmekle bitmez, ama bitti mi de devamı mutlaka gelir. Zira bu kentin civarı da öyle zengindir ki, bir hastalık gibi yakalar tüm ruhunuzu, kalbinizi ve kendi âlemine taşır. Bağları ile ünlü Meram, başlı başına bir zenginliktir. Konya’nın sayfiyesi sayılabilecek Meram’da efsaneleriyle ünlü Tavus Baba Türbesi’ni ziyaret ettikten sonra bir sürprize hazırlayın kendinizi. Zira Meram’a bağlı Kilistra köyü, Konya’nın Kapadokyası… Bir yönüyle de Karaman’ın Taşkale ilçesini anımsatan Kilistra, söylenmesi ve anlaşılması zor olduğundan gerek, Gökyurt adıyla anılıyor artık.
KAYA OYUKLARINDA YAŞAM
Konya’nın 49 km güneybatısında yer alan Kilistra, henüz keşfedilmemiş, bakir bir hazine. 1997’den beri kazıların devam ettiği, yemyeşil bir doğanın içinde, mağaraların ve yükseklerde kayalara oyulmuş inziva odalarının bulunduğu Kilistra, Bizans devrinde yoğun bir şekilde Kapadokya benzeri kaya oyuğu yerleşmelerine sahne olmuş ve kentin kuruluşunda ve yapılaşmasında gizlilik esas alınmış.

Yerel adı Gilissıra olan Gökyurt köyü, İncil’de anlatılan efsanelerde adı geçen antik Kilistra üzerine kurulu. Dört yıl öncesine kadar köy halkı tarafından ahır ve depo olarak kullanılan bu kaya oluşumları ilk defa burayı ziyaret eden bir fotoğrafçı tarafından fark edilmiş. Daha sonra köyde başlatılan kazı çalışmaları sonucu kaya oluşumları açığa çıkarılarak içleri boşaltılmış. Kültür Bakanlığı tarafından SİT alanı ilan edilen köyde kazı çalışmaları hâlâ devam ediyor. Bugüne dek yapılan kazılarda, beş şapel, bir şaraphane, bir su sarnıcı, on karlık, bir seramik atölyesi, iki gözetleme kulesi, bir karakol, bir manastır grubu, bir şehir merkezi kazılıp temizlenmiş.

ANTİK KENTTE GEZİNTİ
Kilistra’nın önemi, tıpkı yakınlarındaki Sille gibi, Hıristiyanların en önemli merkezlerinden biri olması. Öyle ki Aya Thekla’nın yolu, Sille’den önce Kilistra’dan geçmiş.

Kilistra’ya Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Paulos’un da uğradığı ve bir süre burada ikamet ettiği söyleniyor. Hıristiyanlar tarafından kutsal sayılan ve sık sık ziyaret edilen köy, özel günlerde ve yortularda bir şenlik atmosferine bürünüyor.

Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu Kilistra’da yerleşim, Helenistik ve Roma çağında (MÖ 2. yüzyıl ile MS 3. yüzyıl) başlamış. Kazı esnasında, doğu şırahanede eşik taşı olarak bulunan Roma devrine ait bir mezar yazıtında Kilistra adının geçmesi ise burada gerçekten de Kilistra adlı antik bir köy oluşunu doğruluyor.

Köyü gezmek için bir rehber edinmeseniz de çevredeki çocuklar size mutlaka eşlik edecektir.
Antik kenti gezmek için en uygun güzergâh, Lystra (Hatunsaray) yönünden gelen ve halen taş döşemeleri yerinde korunmuş, köyün doğusunda yer alan Kral Yolu’nu izleyerek Devrek mevkiine ulaşmak. Devrek’te gözetleme kulesini geçtikten sonra kentin içine ulaşan antik yolu takip ederek Konacak mevkiindeki tipik kaya oyuğu anıtsal antik mezarları ve mezarların yer aldığı kayalığın batı eteğindeki toplantı salonu ve diğer sosyal amaçlı yapıları görebilirsiniz. Buranın güneyinde yer alan, içten ve dıştan tek parça bir kayaya oyulmuş Haç Planlı Şapel (Sandıkkaya) mutlaka görülmesi gereken başka bir yapı. Şapelden batıya doğru devam eden Kral Yolu’nun diğer girişine ait ikinci gözcü kulesi, ikinci karakol ve sarnıç ile geç devirde testi ve çanak yapımında kullanılan Kapçı İni’ni de gezdikten sonra köy merkezinde yer alan Köy Konağı’na geleceksiniz. Burada karnınızı doyurabilir, çay içerek biraz soluklanabilirsiniz. Köylülerce ‘Gılabba’ adı verilen taneli salkım halinde yetişen bodur ağaç tipinde yabani üzüm türü bitkinin suyu da Kilistra’da ayran niyetine içiliyor. Bulursanız hiç kaçırmayın, çünkü bu buruk meyve suyu, pek çok hastalığın da şifası…

YAMAÇ EVLER
Kilistra antik kenti, erken Bizans devrinde doğal kaya oluşumuna paralel beş ayrı mevkide kurulmuş ve kaya oyuğu yerleşimi şeklindeki kentin kuruluşunda gizlilik esas alınmış.

Yaşayan kentsel doku ise topografik yapıya uygun olarak yamaç evler tarzında. Volkanik tüf kayaların oluşturduğu peri bacalarını andıran kaya oluşum, köyün yer aldığı vadi boyunca devam ederek, insanda bir hayal vadisinde gezindiği duygusunu sürekli canlı tutuyor. Taşlardan oluşmuş bir ormanı anımsatan vadideki seyir teraslarından antik kentin muhteşem görünümünü izleyebilirsiniz. Janissary : TRFORUMUZ.BiZ * * *

Köy konağının batısında yer alan su sarnıcı, şırahane ve köylülerce ‘Paulönü Mevkii’ denilen yerde Sümbül Kilise’yi gördükten sonra Ardıçlı Tepe’nin kuzey yamacında bulunan büyük su sarnıcına ulaşacaksınız. Katırini de denilen üç nefli büyük su sarnıcı, antik kentin en ilgi çekici yapılarından biri. Kentteki su sarnıçları ve su yollarının çokluğu dikkatinizi çekecek. Zamanında fazlasıyla sulak bir bölge olduğu için ovalar ve bağlar da son derece verimliymiş buralarda ve bereketini günümüze dek sürdürmüş.Tüm bu antik yapıların yer aldığı yol, yeşilin her tonunu barındıran katmanları ile bir rüyanın içine çekecek sizi;kendinizi tıpkı Tanpınar’ın söz ettiği türden hülyalı bir rüyanın içinde bulacaksınız;Konya’ya

http://www.onlinegezgin.com/?cat=4

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.