Eski Mısır Felsefesı

E ski Mısır Felsefesi, dışındaki diğer bütün felsefeler gibi dinsel nitelik taşır. Mısır tarihi İ.Ö 3000 yılına kadar çözülmüştür.

Doğa görüşü Mısırda da Hint Felsefesinde olduğu gibi çok tanrıcıdır ama bu çok tanrıcılık tek tanrının değişik görünümlerini dile getirir.

İlk tanrı ya da baş tanrı, evrenin yaratıcısı olduğuna inanılan güneş tanrısı


Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Ra’dır. Toprak (Gebb) ve Gök (Nut) onun yanında yer alırlar, evreni bu tanrılar üçlüsü yönetir. Her köyün ayrı tanrısı vardır, yönetim merkezinin tanrısı bu tanrıların üstüdür. Yönetim merkezi değiştikçe bu üst tanrı da değişir. Mısır toprakları tek yönetimde toplanma çoğunlukla hayvan, azınlıkla bitki ve nesnelerle simgelenen bu tanrılar yerlerini kozmik tanrılara bırakmışladır.

İnsan biçiminde tasarlanan ilk tanrılar, özellikle


Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

İsis’le Osiris, çok sonra meydana çıkmışlardır.


Detaylı bilgi için linke tıklayınız.

Eski Mısır inanç ve felsefesine göre; gerçek ve sonsuz yaşamın öte dünyada olduğu ve bu dünyanın o sonsuz yaşam için bir sınav yeri olduğu düşüncesi geliştirilmiştir. Bu felsefe daha sonraları Hermesçilik adı altında ve gizemsel bir nitelikte, simyacılık ve astrolojiyi de kapsayan ezoterik ve geleneksel bir bilgi ağına dönüşmüştür.

Eski Mısır tanrıları İsis-Osiris ve Serapis’in birçok ulusları etkilediği ve bu etkilerini pek uzun bir süre sürdürdükleri bir gerçektir. Kimi yazarlar din düşüncesinin de kaynağını eski Mısır topraklarında bulmaktadırlar.

Görüldüğü gibi Eski Mısır, Hint, İran,Çin uygarlıklarında felsefenin temelini oluşturan öğeler, antikçağ felsefesi ile paralel benzerlikler sunmaktadır.

Antikçağ Felsefesi ve Eski Mısır

İsa’dan önce 8. yüzyılda başlayıp, İsa’dan sonra 5. yüzyılda sona eren bin yıldan çok süren bir tarih aralığının ürünü olan antikçağ ya da diğer adıyla ilkçağ felsefesinde ve filozoflarında, Eski Mısır, Hint, Çin felsefelerinin izine rastlamamak ve aralarında bir paralellik görmemek pek mümkün değil! Bir ağ gibi birbirini tamamlayarak, holistik bir bütünün değişik yönlerini, parçalarını sunarak tarih aralıklarına uzanıvermiş. Bu bilgi örgülerini araştırdıkça hayranlık yerini şaşkınlığa bırakıyor. Şimdi bizde bu tarih aralıklarına kısaca göz gezdirerek, “Bu göğün altında hiçbir şeyin

yeni olmadığını”önce kendimize kanıtlamaya çalışıyoruz.

Yeni bir çağı ve yeni bir anlayışı algılayabilmek, hissedebilmek ve entelektüel düzeyde de tatmin olmak için eski ve tarih önemlidir.“Eskiyi bilirsek, yeniyi daha rahat anlarız.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *