Eski Mısır – Eski Krallık Dönemi

Eski Mısır – Eski Krallık Dönemi hakkında bilgi

Nil Vadisi’nin kendine özgü coğrafya koşulları siyasal merkezileşmeye de yardımcı oldu. Nil’in her iki yanındaki kıraç çöller, vadiyi gerçekten tehlikeli olabilecek herhangi bir yabancı saldırısından korudu. Nübyeliler tarafından güneyden ya da Libyalılar tarafından batıdan arada sırada yapılan akınlar, Mezopotamya’da barbar saldırılarını çok önemli bir sorun durumuna getiren sayı gücünden yoksundu. Ayrıca vadinin içinde, Nil’in ağır başlı akışı kayıkları kolaylıkla kuzeye doğru taşırken, dönüş

N il Vadisi’nin kendine özgü coğrafya koşulları siyasal merkezileşmeye de yardımcı oldu. Nil’in her iki yanındaki kıraç çöller, vadiyi gerçekten tehlikeli olabilecek herhangi bir yabancı saldırısından korudu. Nübyeliler tarafından güneyden ya da Libyalılar tarafından batıdan arada sırada yapılan akınlar, Mezopotamya’da barbar saldırılarını çok önemli bir sorun durumuna getiren sayı gücünden yoksundu. Ayrıca vadinin içinde, Nil’in ağır başlı akışı kayıkları kolaylıkla kuzeye doğru taşırken, dönüş yolculuğu, kuzey-kuzeydoğu yönünde neredeyse durmaksızın esen rüzgârlardan yararlanmayı sağlayan yelkenlerin çekilmesiyle, hemen aynı kolaylıkla yapılabildi.

Nil üzerinde aşağıya ve yukarıya her iki yöndeki su ulaştırması öylesine kolaydı ki, tüm öteki ulaştırma biçimlerini gölgede bıraktı. Verimli toprakların hiçbir parçası ırmak kıyısından uzakta değildi ve bir gemi ırmağın ağzındaki bataklık deltadan birinci çavlana kadar olan yol boyunca hemen her yerden alabileceği insanları ve malları ırmağın akıntısı yönünde ya da akıntıya karşı yönde taşıyabilirdi.

Bu koşullarda, ırmak üzerindeki gemiciliği denetlemek, tüm ülkenin denetimini elde tutmak demekti. Ve ırmak boyunca aşağıya yukarıya hareket eden tekneleri yönetip denetlemek, durumun doğası gereği, belirli yolları izlemek zorunluluğu bulunmayan kara ulaştırmacılığının herhangi bir biçimini denetlemekten daha kolaydı. Böyle olunca, Mezopotamya’da bir merkezi yönetimi, bir imparatorluk yönetimini ayakta tutmak için bin bir güçlükle geliştirilen, gene de etkin olmayan yöntemlere Mısır’da hiç gereksinim duyulmadı. Tanrısal yönetici, ırmak boyunca belli aralarla yerleştirdiği az sayıda kendine sadık ve çalışkan hizmetçileriyle, tüm ülkeye kolayca egemen olabildi.

Yapılan iş, taşkın ovasının tümünü tek bir yönetim altına sokarak tanrı-kral evinin kudretini Nil Vadisi’nin su ulaştırması yapılan her yerini kapsayacak biçimde yaygınlaştırmaktı. Böylece, Menes’in Yukarı Mısır’la Aşağı Mısır’ı etkin bir biçimde birleştirdiği tarihte Mısır, Sümer’de çözülemeyecek denli çetinliğini birçok kereler kanıtlayan iç barış ve düzen sorununu tek bir çabayla çözdü.

Firavun’un evi aynı zamanda Mısır uygarlığının içinde biçimlendiği ana çatkıyı da oluşturdu. Tanrı-kralın evine bağlanan zanaatçılar ve yöneticiler, Menes’in fethini izleyen üç dört yüzyıl içinde piramitleri dikip, Mısır sanatının bunlardan daha az harika olmayan öteki geleneklerini ortaya koydular. Arkeolojik kalıntılarda haklarında daha az ipucu bulunan müzik, dans ve öteki sanatlarla ve zanaatlarla birlikte, hiyeroglif yazı, sırçalı tuğlalar ve kaplar, çok zarif bir doğramacılık, bunların hepsi de aynı kral evinin içinde geliştirildi. Bu tür şeyler herhangi bir başka yerde görülmüşse bile, ancak silik ve yetkinlikten uzak taşralı biçimleriyle görüldü.

Tek bir merkezde böylesine bir yoğunlaşma, geniş çaplı girişimlerde her zaman görülen üstünlüklere sahipti. Örneğin büyük piramitler, ancak tarlalarda yapılacak herhangi bir işin olmadığı mevsimde, Mısır’ın kırsal bölgelerindeki tüm insan gücünün bir araya toplanmasıyla yapılabildi ve bunu, ancak Firavun’un sarayı gibi tek bir buyruk merkezi yapabilirdi. Öte yandan, eski Mısır’ın son derece merkezileşmiş rejimi, aynı zamanda kaçınılmaz olarak dayanıksızdı.

Her şey Firavun’un bulunduğu yerden çok uzaktaki kişilerin ona ya da adamlarına boyun eğme yolundaki istekliliklerine bağlıydı. Bununla birlikte, bir hanedanın yerini ötekinin alışı sırasındaki kısa geçiş dönemleri dışında, Eski Krallık zamanında (İ.Ö. 2600-2200 dolaylarında) dört yüzyıl kadar uzun bir süre boyunca Firavun’a ve adamlarına böyle bir boyun eğiş gösterilmiştir.

Eski Krallık’ın en parlak döneminde bile, Firavun’un görünürde ülkeyi bütünlük içinde tutan kudretinin altında, belirgin yerel uyuşmazlıklar bulunmaktaydı. Çoğu kez hayvan ya da yarı hayvan biçiminde düşünülen yerel tanrılar, yerel egemenliklerini kurdular ve Sümer panteonunda görülen tutarlılığa benzer bir durum hiçbir zaman doğmadı. Yerel sunaklar ve yerel rahiplikler olasılıkla birbirleriyle uyuşmayan inançları koruyup sürdürdüler. Bunlardan bazıları zamanla incelikli törenler geliştirmeye başladılar ve Mezopotamya’nın eski tapınaklarıyla karşılaştırılabilecek çapta yapılar dikmeye kalktılar.

Bununla birlikte, Mısır yönetiminin merkezi niteliğini bozanlar, dik başlı rahipler değil asi yerel memurlar oldu. Firavunluk düzeninin çözülüşü sırasındaki umutsuzluklarını yazıya geçirmiş olan eğitimli yazıcılar sınıfı, Mısır’daki siyasal parçalanmanın son derece yanlış bir gidiş olduğunu sezdi. Gene de Mısır’ın İ.Ö. 2200’den sonra yüz yıldan fazla sürecek olan bölünmesi önlenemedi. Mezopotamya ise her zaman bölünmüş durumdaydı.

Bu bölünmüşlük, Mısır uygarlığının birçok alanda aynı anda gerilemesi sonucunu doğurdu. Yerel yöneticiler yüksek Mısır sanatını ve Firavun’un ağır başlı görkeminin öteki özelliklerini sürdürmek için ellerinden geleni yaptılar; ama kaynakların kuruması, lüksün ve çoğu kere de uzmanlığın gerilemesine yol açıyordu. Firavunlar uygarlığının anıları, bu açık kargaşa ve siyasal bölünme döneminde bile canlı tutuldu. Eski Krallık’ın saltanatı, ülkülerini, Nil Vadisi’nin topraklarına, sağlam kökler salacak biçimde ekmişti.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *