Eskı Hindistan

HİNT BİLİMİ

Uygar toplum, Hindistan’da da, Mezopotamya, Mısır ve Çin’de olduğu gibi, bir nehir vadesindeki Tunç Çağı kültüründen ortaya çıkarak gelişmiştir. Fakat, İndüs’te, İ.Ö.- 3000’ de yeşermiş olan uygarlık hakkında bugüne kadar fazla bir şey bilinmemektedir. İndüs vadisi halkları, bir resim yazısına ve bir ondalık sayı sistemine sahiptiler. Onlar da Sümerler  gibi hızlı dönen çömlekçi tekerleği kullanıyor, bakırı kalayla karıştırarak tunç alaşımı yapıyor ve doğudakiler gibi ipek veya batıdakiler gibi keten yahut yün yerine, pamuk dokuyorlardı. Bunlarla birlikte, İ.Ö.- 2000’de İndüs uygarlığı yok oldu.

Hintlerde Sayı Sistemi

Greklerin İ.Ö. 327-323’ de Hindistan’ı istila ettikten sonra Mauyra hanedanın 3. imparatoru Asoka, İ.Ö.-260, tarafından Budizm dini, İ.Ö. 6.yy da güçmenmiştir. Taş üzerine kazılmış yazıtlardan, Asoka’nın, Hindistan ‘ın ilk hastaneleri ile şifalı bitki bahçelerin kurduğu ve bunları Hindu Brahminlerine olan muhalefeti nedeniyle, Budist rahiplerin denetimine bıraktı anlaşılmaktadır. Ayrıca bu yazıtlar, o zamanlarda, modern Hindu Arap sayı sistemine bir ölçüde benzeyen bir sayı sisteminin kullanıldığını göstermektedir. Daha sonraki yazıtlar, hane değeri ve sıfır sembolünün de ortaya çıkması ile, bizim bugünkü rakam sistemimizin olası gelişimini göstermektedir. İ.S.595 tarihli bir levha, 346 tarihini, onlu taban sistemi ile vermektedir. Sıfırın en eski ve şüphe götürmeyen kullanımı, Gwalior’daki  bir abide üzerinde görülmekte olup, İ.Ö. 876’da,270 sayısının orada bugün yazıldığı gibi kazıldığını görüyoruz. Hindistan dışında Hindu rakamlarına ait ilk kayıt, Fırat üzerinde Kenneshre’deki  bir manastırda yaşayan ve cemaatsiz piskopos rütbesini taşıyan Severus Sebokht’un  yazdığı bir eserde bulunmaktadır.

Hintlerde Astronomi

Varahamihira, Hindu astronomi eserleri olan Siddhantalar üzerinde ilk dikkate değer değerlendirmeyi yapan kişidir. Kendisinden önce yazılmış olan böyle beş Siddhantadan söz edilmektedir. Bunlardan dördü Grek astronomisine, diğeri ise, eski veda astrolojisine dayanmaktadır. Varahamihira  da kendi astronomisinin kaynağı olarak, Yavanaları veya batı halklarını zikretmektedir.

– O ve diğer Hindu astronomlar, Dünya’nın küresel olup, Güneş’in;Ay’ın ve gezegenlerin kendi dolanım süreleri ile orantılı uzaklıklarda bulunduğunu kabul ediyorlardı. Bu görüşün dayanağı, bütün gök cisimlerini Dünya etrafında dairesel yörüngelerde, aynı düzgün hızla döndüğü kabulü idi. Hindu astronomlarının çoğu, güneş sistemindeki her cismin, bir rüzgar etkisi ile oluşan bir öz hareketi olduğunu ve buna ek olarak da, daha büyük bir hava anaforunun   bütün gök cisimlerini Dünya etrafında, her 24 saatte bir kez döndürdüğünü düşünüyorlardı. Genel olarak kabul edilmese de, Aryabhataların biri veya ikisi de, yeryüzünden yüz mil kadar yukarda esen bir rüzgar ektisiyle, Dünya’nın kendi ekseni etrafında günlük bir dönme yaptığını kabul ederek, büyük anafordan vazgeçmişlerdi. Hindular gezegen hareketlerinde görülen karmaşıklığı açıklamak için, Greklerin episikl  denen matematiksel aracını kullanmış ve sonuçların daha da iyileştirmek amacıyla ovoid episikl’den de yararlanmışlardı. Fakat Ay’ın hareketlerini açıklamak için, Hindu astronomlarının kullandıkları metodlar, Babil etkilerinin açık izlerini taşır.

Hintlerde Matematik

Hinduların matematiksel eserleri, Babil matematiğinin cebirsel geleneğini sürdürmekteydi. Aryabhatalar, aritmetik serilerin toplamını inceleyerek, doğrusal ve kuvadratik belirsiz denklemlerin çözümleri için çaba göstermişlerdir. Grekler tarafından kullanılan yay yerine, açıların sinüslerin kullanmayı ortaya atarak, trigonometri çalışmalarına başlamışlardır. Brahmagupt, astronomi problemlerinde, açık olarak genel cebirsel metotların uygulanmasını geliştirdi. Kendisi, birinci dereceden denklemlerin bir kökünü bulmak için genel metotlar verdiği gibi, iki kenarı birbirine paralel olan herhangi bir dört kenarlının alanı için genel bir formül bulmuştur.

– Mahavira, sıfırı kullanarak, toplama, çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerini anlatmıştır. O, herhangi bir sayının  sıfırla  bölümünün sonucunu sıfır olarak vermiştir. Sonucun sonsuz olacağına,  daha sonra ilk kez Bhaskara işaret etmiştir.

Hintlerde Tıp

En eski Hindu tıp eseri, İ.Ö. 4 yy’dan kalan Bower elyazmasıdır. Bu el yazmazı, bir ilaç listesi ile bunların nasıl kullanılacağına ilişkin bilgileri içermektedir. Bunlar, daha sonra ki eserlerde, özellikle İ.Ö ikincisi,  yüzyıla yerleştirilen Charaka adlı tıp eserlerinde ve ameliyatlar üzerine temel bir eser olan ve beşinci yüzyıldan kalan Susruta’da verilmişlerdir. Daha sonraki eserler de Grek kaynaklarına dayanmaktadır. Ör: Charaka, Aristotales’den alınma, tasımsal (syllogical) akıl yürütme kurallarını vermektedir. Charaka, insan vücudunda üç yaşamsal süreç ayırt etmektedir.

1- Göbek, altındaki bölgede havanın işlemleri,

2- Göbek ile kalp arasındaki bölgeyi kontrol eden safra

3- Kalp üzerindeki balgam etkisi

Bu yaşamsal süreçler, kilüs, kan, et, yağ, kemik, ilik ve meniden oluşan, yedi ilkel maddeyi meydana getiriyordu. Sağlık bu yedi ilkel maddenin niceliksel uyuşumuna bağlı olup, bunun herhangi bir bozukluğa, hastalığa sebep olur.

– Ameliyat kitabı olan Susrata, Charaka’ya göre üstündü. Orada, 121 farklı ameliyat aleti tarif edilmekte ve modern zamanlardan önce bilinen ameliyatların çoğu hakkında bilgi verilmektedir. Malarya ile sivrisinek arasındaki ilişki, şeker hastalarnın çıkardığı tatlı idrar, Susruta’ da bulunmaktadır.

Hintlerde Maden

Susrata kitabında altın, gümüş, bakır, kalay, kurşun ve demir gibi altı metal ve yumuşak alkaliden ayrılan yakıcı alkaliler  zikredilmektedir. 7. yy dan gelen Vagbhata’da  da daha önce bir zamanda civanın Hindistan’daki kaydını içermektedir. İddiaya göre, Hindu simyacıları, kuvvetli mineral asitlerini bilmektedir. Bu iddia 8.yy dan kalma bir kitaba dayanmaktadır. Metallerin bir sıvı tarafından öldürüldüğünden bahsedilmektedir. 12.yy a dayanan bir kaynakta Tantrada, bu sıvının yeşil sülfrik asitten hazırlanışı tarif edilmektedir.

– İ.S. 780’ye ait bir Çin kaydında belirtildiğine göre: “ Hindistan’da Pan-ch’a-cho suyu denilen bir madde vardır. Bu dağlardaki minerallerden üretilir. O, bitkileri, odunları, metalleri ve demiri eritebilir. Gerçekten, o bir şahsın eline konsa, onu da yok eder”

Civa ve kükürt gibi ilkel maddelerin yanında, Hindularda toprak, su, hava, ateş, ve esir, veya kendi başına uzay, gibi beş eleman vardı. Sonuncusunun da Greklerden alınmış olduğu düşünülebilir.

One thought on “Eskı Hindistan”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.