Tarihi zehirle yazmak…

Antikçağ’dan bugüne kadar, zehirle işlenen cinayetlerin sadece çok azı açığa kavuşturulabildi. Ancak, çözümlenen olaylara ilişkin gerçekler de, geceler boyu uyku kaçıracak kadar korkunç…
Sokrates, arkadaşlarını etrafında topladıktan sonra baldıran zehiri içmişti.

Zehir, düşük miktarlarda kullanıldığında etkili tedavi edici maddeler arasında yer alıyor. Bu açıdan bakıldığında zehir, Tanrı’nın insana bir lütfu olarak görülüyor. Ama yüksek dozda kullanıldığında da, zorlu düşmanların ve nefret edilen kocaların kolayca ortadan kaldırılmasını sağlıyor. Aslında, “Eski Roma”da döndürülen entrikalar, dünyanın başka yerlerinde de sık sık yaşanıyordu. Continue reading Tarihi zehirle yazmak…

Kleopatra

“Sesi, istediği her titreşimi çıkarıp, istediği her dili kullanabildiği çok telli bir müzik aleti gibiydi”..

Fransız arkeolog Franck Goddio’nun verdiği bilgilerle yapılan Kleopatra resmi

Romalı ünlü tarihçi Plutarkhos, Kleopatra’yı böyle tanımlıyordu. Roma halkının bir numaralı düşmanı ilan edilen bu kadınla ilgili sıfatlar, İlkçağ’ın en büyük imparatorluğunu kuran devletin resmi sanatçılarının ağzında günümüze kadar çarpıtılarak geldi. Kimine göre, o erkek delisi bir kadındı. Kimine göre ise, beyninde her türlü entrikanın dolaştığı kötü ruhlu bir kadın. Romalı şair Horacius, Kleopatra’nın öldüğü gün “zafer flamalarının çıkartılıp, evlere asılmasını” önermişti. Aradan bin yıl geçmesine karşın, egemen kültür o denli etkin olmuştu ki, Dante bile onu “lüks ve şehvet düşkünü” olarak tanımlamıştı. Kuşkusuz, “Kleopatra miti”nde Hollywood’un payını da inkâr etmemek gerekir. Gerek Cecil B. De Mille’in 1934 yapımı “Kleopatra”, gerekse de Joseph Mankiewicz’in dev prodüksiyonu, 4 Oscar ödüllü , 1963 yapımı “Kleopatra” filmi (Liz Taylor, Richard Burton ve Rex Harrison) bu miti daha da güçlendirdi. Her iki ünlü filmde de Mısır kraliçesi, erkekleri tuzağına düşüren, entrikalar çeviren ve rakiplerini zehirle ortadan kaldırmayı hedefleyen, tutkulu ve hırslı bir kadın olarak seyirciye sunulmuştu. Continue reading Kleopatra

Eski Roma Ordu

Eski Roma ordusu (M.Ö. 500 civarı) dönemin diğer şehir devletleri gibi Yunan medeniyetinden etkilenmişti. Bunlar ”hoplite” adı verilen ağır piyade taktikleri uygulayan vatandaşlardan oluşan milislerdi. Ordu küçüktü (askerlik çağına gelmiş özgür erkeklerin sayısı 9.000 kadardı) ve üçü ağır piyade, ikisi de hafif piyadelerden oluşan beş kısımda (siyasi olarak vatandaşların örgütlendiği ”comitia centuriata” ‘ya paralel olarak) örgütlenmişti. Eski Roma ordusu taktik bakımından sınırlıydı ve bu dönemdeki varlığı esas olarak savunmaya yönelikti. MÖ 3. yüzyıla gelindiğinde Romalılar ”hoplite” tertibinden vazgeçerek muharebe alanında daha bağımsız hareket edebilen, sayıları 120 ilâ 160 arasında değişen ”maniple” adında daha esnek bir sistem kurdular. Destek askerleriyle her biri on manipleden oluşan üç destek hattının oluşturduğu 30 maniplelik bir grup bir lejyon oluyordu. Eski cumhuriyet lejyonu her biri farklı donanıma sahip ve dizilişteki yerleri farklı, üç manipular ağır piyade (”hastai”, ”principeler” ve ”triarii”), bir hafif piyade gücü (”veliteler”) ve süvarilerden (”equiteler”) meydana gelen beş kısımdan oluşuyordu. Yeni örgütlenmeyle birlikte ordu komşu şehir devletlere karşı daha saldırgan ve mütecaviz bir yönelim içine girdi. Continue reading Eski Roma Ordu

Sanat, müzik ve edebiyat

Roma resim sanatında Yunan etkileri görülür. Günümüze kalan örnekler ağırlıklı olarak şehir dışındaki villaların duvarlarını ve tavanlarını süslemek için kullanılan
fresklerdir. Ancak Roma edebiyatında tahta, fildişi ve başka malzemelerin üzerine yapılan resimlerden de bahsedilir. Pompei’de Roma resim sanatına ait birçok örnek bulunmuştur ve bunlara dayanarak sanat tarihçileri Roma resim sanatı tarihini dört döneme ayırırlar. Roma resim sanatının birinci üslubu MÖ 2. yüzyılın başından MÖ 1. yüzyılın başlarına ya da ortalarına kadar olan dönemde uygulanmıştır. Roma resminin ikinci üslubu MÖ 1. yüzyılın ilk yıllarında başlamış ve üç boyutlu mimari çizgileri ve manzaraları gerçekçi bir şekilde resmetmeyi amaçlamıştır. Üçüncü üslup Augustus’un ( MÖ 27- MS 14) döneminde ortaya çıkmış ve basit süslemeyi tercih ederek ikinci üslubun gerçekçiliğini reddetmiştir. Ufak bir mimari görüntü, manzara veya soyut tasarım tek renkli bir fonun ortasına konuluyordu. MS 1. yüzyılda ortaya çıkan dördüncü üslup ise mimari detayları ve soyut desenleri muhafaza ederek mitolojiden sahneler resmediyordu. Continue reading Sanat, müzik ve edebiyat

Eski Mısır – Eski Krallık Dönemi

Eski Mısır – Eski Krallık Dönemi hakkında bilgi

Nil Vadisi’nin kendine özgü coğrafya koşulları siyasal merkezileşmeye de yardımcı oldu. Nil’in her iki yanındaki kıraç çöller, vadiyi gerçekten tehlikeli olabilecek herhangi bir yabancı saldırısından korudu. Nübyeliler tarafından güneyden ya da Libyalılar tarafından batıdan arada sırada yapılan akınlar, Mezopotamya’da barbar saldırılarını çok önemli bir sorun durumuna getiren sayı gücünden yoksundu. Ayrıca vadinin içinde, Nil’in ağır başlı akışı kayıkları kolaylıkla kuzeye doğru taşırken, dönüş

N il Vadisi’nin kendine özgü coğrafya koşulları siyasal merkezileşmeye de yardımcı oldu. Nil’in her iki yanındaki kıraç çöller, vadiyi gerçekten tehlikeli olabilecek herhangi bir yabancı saldırısından korudu. Nübyeliler tarafından güneyden ya da Libyalılar tarafından batıdan arada sırada yapılan akınlar, Mezopotamya’da barbar saldırılarını çok önemli bir sorun durumuna getiren sayı gücünden yoksundu. Ayrıca vadinin içinde, Nil’in ağır başlı akışı kayıkları kolaylıkla kuzeye doğru taşırken, dönüş yolculuğu, kuzey-kuzeydoğu yönünde neredeyse durmaksızın esen rüzgârlardan yararlanmayı sağlayan yelkenlerin çekilmesiyle, hemen aynı kolaylıkla yapılabildi.
Continue reading Eski Mısır – Eski Krallık Dönemi