Abydos: Eski Mısır’ın Öte Dünyaya Açılan Gizemli Kapıları

Abydos: Eski Mısır'ın Öte Dünyaya Açılan Gizemli Kapıları

Abydos: Eski Mısır’ın Öte Dünyaya Açılan Gizemli Kapıları Continue reading Abydos: Eski Mısır’ın Öte Dünyaya Açılan Gizemli Kapıları

HİTİTLER, HİTİT DEVLETİ (HİTİT UYGARLIĞI)

HİTİTLER, HİTİT DEVLETİ, HİTİT UYGARLIĞI

HİTİT SANATI

Büyük krallık dönemi, MÖ.14.yy (Louvre Muzesi)Alacahöyük, Boğazköy, Bitik, Karaoğlan, Dündartepe, Karahöyük örenlerinde, Erken Tunç Çağı tabakalarının üzerlerinde kalın bir yangın izi vardır. Ahlatlıbel ve Etiyokuşu örenlerinde Erken Tunç Çağından sonra yerleşme görülmez. Alişar’da ise yalnız Akropolde yaşam devam etmiştir.

Yani Anadolu 2000 yılına  doğru büyük bir saldırıya ve istilaya uğradı. Bilinmeyen bir sebepten Hind-Avrupa boyları Anadolu’ya göç etmişlerdi. Bunlar Hititlerdi.

Continue reading HİTİTLER, HİTİT DEVLETİ (HİTİT UYGARLIĞI)

Sfenks, Horus ve Mısır ın gizemleri


GİZE SFENKSİ HORUS’UN GÖZÜ MÜ?

Büyük Gize Sfenksi ve arka planda görünen Kefren Piramidi

Büyük Sfenks’in boyu topraktan baştaki saçının en yüksek noktasına kadar 19,97 m’ dir. En geniş eni ise 4,15 m.dir. Cephesi 5 m, kulağı 1,79 m, ağzı 2,32 m.dir. Kuyruktan ön ayaklara kadar vücudun toplam uzunluğu 72 m.dir. Tek bir parça granitten oyulmuştur. Aslan pençeli bir boğa bedeninden bir insan başı çıkmış ve o kartallara özgü kanatlarını böğürlerine yapıştırmıştır. Üçgen bakışlarını göğe doğru dikmiş bir ifade taşır. Büyük Sfenks hangi devirde ve hangi tarihte inşa edildi ve yontuldu? Bu sır hala çözülmüş değil. Dördüncü Hanedan (M.Ö. 4000 -2500) devrinden kalma bir levha Sfenks’ten şöyle söz eder:
“Dünya var olalı beri en büyük sır burada gizlenmiştir. En büyük sır Sfenks’in sırrıdır.”

Edgar Cayce’nin dediğine göre:

“2000’li yıllarda ve daha sonrasında,önce Sfenks’le Büyük Piramit arasında Arşivler Piramidi bulunacak. Sonra içindeki bilgilerle birlikte tüm Atlantis ve Mu bilgileri, bilinmeyen dünya tarihi ve bilinmeyen daha birçok şey bilgi, insanı yeni ve ışıklı bir çağa hazırlamak ve onun şuuraltını ikna etmek için gün ışığına çıkacak.”

Elbette bu konularda kesin kehanetler yapılması çok yanlıştır ve tarihler insanları yanıltabilir. Ezoterik bilgi de olsa, bir tradisyona yani eski geleneğe, kadim kültüre de dayansa; kesin tarih verilmeden bir bilgiyi işaret etmek daha doğrudur. Yalnızca bilgiyi işaret ve iddiası olmayan tarih, zaten çeşitli inanç zorlukları yaşayan kişilere destek vermek olur. Tarihler tutmayınca hayal kırıklıkları yaşayan o kadar çok insan vardır ki… Tarih değil ama ana fikir olarak bir ezoterik bilginin alınıp, olabilirliğinin zaman yayılması daha doğrudur. Yine ezoterik tradisyonlara göre: “Ünlü filozof Platon Mısır’a geldiği zaman Mısırlı rahipler ona bazı eski belgeler gösterdiler. Bir zamanlar Atlantik’te bulunan üstü düz bir piramitten söz etmişler. Rahipler, Atlantik’teki o piramidin bir benzerinin de Mısır’da yapılmış olduğunu ve üzerine Sfenks’in yerleştirilmiş olduğunu gizli bilgi olarak aktardılar. Atlantikliler Sfenks’i kendi ana yurtlarının bir göstergesi, bir anısı olarak inşa etmişler, yani ünlü Atlantis Kıtasının.”

Sfenks’in göğüsleri altında ve arka ayaklarının üst seviyesinde hiyeroglif harfe yazılı bir levha bulunmaktadır. Burada çömelmiş bir Sfenks’e adak sunan bir şahıs dikkati çekmektedir. Bu levha 4 m yükseklikte, 2 m.den fazla genişliktedir. Levhada, ” Birinci sene,ilk mevsimin birinci ayı, şanlı Horus’un idaresinde on dokuzuncu gün; güçlü boğa, ışık saçma, iki ilahenin favorisi…” diye devam eden uzun bir metin bulunur. Sfenks’in gerçek adı Harmakhis’ti (Yunancası Harm-Akhet). Ufuktaki Horus anlamında diğer bir ifadeyle Doğan Güneş’tir. Sfenks Harmakhis gerçekte “Büyük Doğu”nun sembolüdür. Ve bulunduğu yer kış ve yaz başlangıçlarının ortasıdır. Harmakhi/Ufuktaki Horus/Doğan Güneş/Büyük Doğu/Ra-Atum/Harmakhis Sirius ‘un gizli adlarıdır. Harmakhis bir Güneş ilahıdır ve Ra’nın benzeridir. Tüm ezoterik ve okült öğretilerde geçen güneş ilahlarının Ra-Atum-Harmakhis’i temsil ettiği söylenir. Yani bütün Mısır’ın tanrılarının başı, Mısır’ın en büyük ilahı.
Ey Dünya; yumurta, duy beni; ben milyonlarca yılın Horus’uyum ben tahtın efendisiyim, kötülükten arınmış; sonsuz boşlukları ve çağları aşarım.

(Mısır’ın ölüler kitabı’ndan)

“Beyaz, Büyük Doğu Gök’ünde yükseldiği zaman tanrıların ibadetini güzelliği ile mutlandıran Horus’un Gözü, sana övgüler.”

(Mısır’ın Ölüler Kitabı”ndan)
Yunan sfenksi

MÖ 4. yüzyıl kızıl figürlü içecek tası, Vatikan Müzesi Yunan mitolojisinde yer alan tek sfenks, yıkım ve kötü şans temsil eden, benzersiz bir şeytandır. Hesiod’a göre Çimera ve Ortrus’un, diğer kişilere göre Tayfon ve Ekidna’nın kızıdır (bunların hepsi ktonik figürlerdir). Vazo resimlerinde ve bas kabartmalarında dik oturan sfenks, kadın kafası olan kanatlı bir aslana, veya pençeleri, tırnakları ve göğüsleri aslandan, kuyruğu yılandan ve kuş kanatlarından oluşan bir kadına benzer. Hera ya da Ares sfenksi anavatanı Etiyopya’dan alıp (Yunanlılar sfenksin kökenini hatırlıyorlardı) Thebes’in dışında oturmasını ve yoldan geçenlere tarihin en ünlü bulmacasını sormasını emreder. O’da emri yerine getirerek gelip geçeni durdurarak onlara bilmeceyi soruyor, bu bilmeceyi çözemeyenleri boğarak öldürür veya oracıkta yerdi. Sfenksin karşısına Yunan mitolojisinde keskin zekası ve bilgeliği ile tanınan Oidipus çıktı. Canavar Sfenks ona da aynı bilmeceyi sordu:
“Hangi varlık sabah dört ayak üstünde, öğlen iki ayak üstünde ve akşam üç ayak üstünde yürür?

Oedipus bulmacayı çözmeyi başarır: “O yaratık insandır. Çünkü insan bebekliğinde ellerini de ayak gibi kullanarak dört ayak üzerinde emekler, yetişkin halinde iki ayak üzerinde yürür ama yaşlandığında yürüyebilmek için bir de baston kullanır yani üç ayaklı olur.” Yenildiğini anlayan sfenks kendini yüksek bir kayalıktan atar ve ölür. Hikâyenin farklı versiyonlarında kendini hırsla yiyip yuttuğu söylenir. (Oidipus bilmeceyi bildiği için Thebai kralı olmakla ödüllendirilir. Ancak bir antlaşmazlık sonucunda öldürdüğü eski kral onun babası sonradan evlendiği kralın karısıı da annesidir. )
Anadolu’daki sfenks kabartma ve heykelleri

Anadolu’daki insan başlı arslan sfenkslerine Alacahöyük, Hitit, Lidya ve Frigya uygarlıklarında daha çok heykel olarak rastlanır. Bunlardan en ünlüleri, Alacahöyük kent kapısının iki yanına dikilmiş sfenksler ve Zincirli’de keşfedilen Neo-Hitit sfenksleridir. Alacahöyük Kapı Sfenksi Benzer yaratıklar

Eski zaman kalıntılarındaki her insan kafalı hayvan sfenks sayılmaz. Örneğin antik Asur’da taçlı ve sakallı kral kafaları olan boğa heykelleri tapınak girişlerinde nöbet tutarlardı. Yunanistan’ın klasik Olimpiyan mitolojisinde ilahî varlıkların her biri insan şekline sahip olmasına rağmen hayvan biçimine de bürünebiliyordu. İnsan ve hayvan şekilleri bir arada olan tüm mitolojik Yunan yaratıklar, Olimpiyan öncesi inançların kalıntılarıdır: Santorlar, Tayfon, Medusa, Lamia. Hindu geleneğinde, Vişnu’nun dönüşümlerinden biri olan Naraşimha ‘eril aslan’ anlamına gelir. Dönüşümün insan gövdesi ve aslan kafası vardır.
Horus, Horus un Gözü ya da Ra nın gözü

Horus’un gözü eski Mısır tasvirlerinde ilâh Horus’un “Ay gözü” de denilen sol gözüne verilen addır… Horus’un gözünün eski Mısır tradisyonunda başlıca iki anlamda kullanıldığı belirtilir:

Mısır’ın Ölüler Kitabı ve Mısırda Ölüm Sonrası Fikri gibi kitaplar, bu tip tradisyonları incelemeyi sevenler için mutlaka okunması gereken bir kitaptır. Kitapta sfenks hakkında da bilgi verilmektedir. Mısır’ın Ölüler Kitabında şöyle denir;
“Horus, aynı zamanda ve özellikle Harmakhis, ‘Ufuktaki Horus’, ünlü Gize Sfenksi’dir. Defalarca kumlar altında kalmış ve insanların gayreti ile tekrar ortaya çıkarılmıştır. Doğuya yönelik yüzüyle, hareketsizliği içinde devasa ve sabahın ihtişamına katılmış, gerçekten ‘Ufuktaki Horus’ tur. Piramitlerin çevresindeki dokunulmamış, geniş ölüler şehrini kollayan Horus-Kheprenidir. Göksel eşi Güneş’in, bütün doğumların kızıl oluşu gibi kırmızı kumlar içinde kırmızı doğacağı noktadan gözlerini ayırmayan Horus-Harmakhis’tir. Bu Gize Sfenksi, yıpranmış yüzünden sonsuz tatlılıkla Horus’tur. O Horus ki beş bin yıldır milyonlarca güneşin doğuşunu, tarih öncesi yıkımların, felaketlerin, korkunç patlamaların silinişini görmüştür.”

1. yy.da yaşamış Yunan yazarı ve filozofu Jamblik’in anlattıklarına dayanarak, eserlerini hazırlayan Lancelin, İsis sırlarına inisiye olma törenlerini detaylı bir şekilde şöyle tanımlıyor;
“Gize’deki Sfenks adaylara ait tek giriş yeriydi. Günümüzde bu giriş kumlarla, döküntü ve enkazla kapanmış durumdadır. Bununla beraber çömelmiş dev heykelin ön ayakları arasında yerleşmiş bulunuyor. Ama belirtelim ki, şimdiye kadar yapılan kazılarda böyle bir giriş tespit edilemedi. Belki daha sonra bulunur. Çok önceleri bu giriş, gizli giriş düzenini ancak rahiplerin bildiği bronz bir kapı ile kapalı idi. Sfenks’in içinde ve altında, Büyük Piramit’in yeraltı bölümüne bağlanan dehlizler kazılıydı ve o şekilde birbirleriyle kesişmekteydiler ki, rehbersiz girildiğinde, bu çıkışa veya daha ilerde sözü edilecek sonuca götürülmüş olunurdu. Kıdem sırasına göre ilk iki, aday kişiyi 22 basamaklı bir spiral merdivenden indirip, sınavların başlayacağı dairevi bir salona götürüyorlardı. Bu, ruhun cesaret, irade, sabır ve idrak genişliği özelliklerinden geçirilen sınavların ne ile ilgili olduğu ve kapsamı da bir sırdır. Yalnız şunu ifade edelim ki, bin engeli geçen, çeşitli merdivenleri aşan adayı, on iki Osiris rahibinin ellerine teslim edilirdi. Onlar inisiye adayını da son noktada bulunan büyük rahibe takdim ederlerdi.”

Jamblik’in açıklamaları burada bitmektedir fakat diğer ezoterik tradisyon bilgileri ve okültistler; efsaneyi, Büyük Piramit ve onun yeraltı dehlizleri arasında da devam ettirdiler. Buna göre, imtihanları başarı ile geçip inisiyasyona kabul edilenler Yükselen Geçit’e götüren çıkış yoluna, başaramayanlar ise Nil’e ulaşan çıkış yoluna götürülürdü.Büyük Sfenks’in sırlı kimliğini daha detaylı açıklayan Dr. “Mardrus Toute Puissance de L’Adepte” adlı kitabında Sfenks için şunları anlatmaktadır;
“Senin adın silinmez. Saklananların saklısı senin adındır. Amenler’in Amon’u senin adın,Phre Harmakhis Khephra Toum senin adın. Bütün olmuş olanlar, olmakta olanlar ve olacak olanlar senin adındır. Khephra Toum, yenileştirmelerin efendisi, değiştirmelerin üstadı… Ey Amenler’in Amon’u, Sırların Sırrı, Saklıların Saklısı, Işık Saçan ve karanlıkta bırakan… Ey Phre Harmakhis ve Khephra ,yüzünü Osirisli oğluna çevir,soylarının oğlu onu doğruluyor… Ey ebedi Şekil, işte ben. Ona gir, özünü emsin. Seninle birleşsin. Ben Büyük Ruh’un Parçalarından bir parçayım, uluhiyetin parçalarından bir parçayım. Bütün Yaradılıştan önce o vardı. Bütün mevcudattan önce o mevcuttu. Hiçbir şey olmadığı zaman o vardı. Hiçbir şeyin adı yokken o vardı…”

Horus’un gözü eski Mısır tasvirlerinde ilâh Horus’un “Ay gözü” de denilen sol gözüne verilen addır… Horus’un gözünün eski Mısır tradisyonunda başlıca iki anlamda kullanıldığı belirtilir:
* Horus’un gözü, manevi anlamıyla, vicdanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını, insanın iç âlemindeki her niyetini ve yaşamdaki her davranışını gözden kaçırmayan -bu merhametsiz yargıcın keskin bakışını sembolize eder. -Bu vicdanın 24 saat kapanmadan açık kalan gözüdür. -Bu yüzden Güneş ve Ay, Horus’un gözleri olarak ifade edilir. Çünkü Güneş ve Ay’ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus’un 24 saat açık kalan gözleri gibi.(Bu nedenle Horus’un gözü güneşle temsil edilen Ra’nın gözü olarak da ifade edilir.) -Bu, vicdanın karşıtı olan nefsaniyetin hiç işine gelmez; nefsaniyeti ve kötülüğü temsil eden Seth de bu yüzden bu gözü çıkarmaya çalışmıştır. Eski Mısır mitolojisine göre, Horus sonunda bu gözünü babası Osiris’e vermiş ya da Osiris’in kullanımına bırakmıştır. * Horus’un gözü, biçimsel anlamıyla, Tanrı’nın “bir”liğini (tekliğini) matematiksel olarak gösteren bir semboldür.
Bu anlam şöyle açıklanır: Bir bütün ikiye bölündüğünde 1/2 elde edilir. Bu da ikiye bölündüğü takdirde 1/4 elde edilir. İşleme bu şekilde hep ikiye bölme ile devam edilirse sırasıyla, 1/8, 1/16, 1/32 ve 1/64 elde edilir. Bunların tümü toplandığında ise 63/64 bulunur. Buradan şu sonuç çıkar: Bir bütün, sürekli olarak ikiye bölünmeye devam edilirse, toplam değerde, sonsuzluk hariç, hiçbir zaman bire, birliğe ulaşılamaz; yalnızca Mutlak (Allah) bir’dir. Horus’un gözü “glifler” denilen parçalardan oluşur ki, bu altı parça, sırasıyla, 1/2, 1/4, 1/8, 1/16, 1/32, 1/64’ü ifade eder.. OSİRİS VE HORUS

Mısır’ın Ölüler Kitabında Osiris ve Horus şu şekilde ifade edilirler

BAB l :OSİRİS:



Osiris Osiris ölülerin koruyucu tanrısıdır. Bütün doğan şeylerin simgesi olduğundan ölüler arasındaki yeri tamdır. Çünkü ölüler Galaksilerin dönendiği gök nehirlerinde ebediyen dolaşmaya başlamadan belki de evren dediğimiz başlangıç ve oluş olan ışıklı ruhların arasında, artık belleği olmayan zamanda gelişmeye başlamadan, ikinci bir defa daha doğacaklardır. Bu dünya uzayın tanınmaz bedeninde ölü bir hücre, ölü bir dünya haline gelinceye kadar Osiris, yeryüzünde biten her buğday tanesinde, ne kadar ilkel olursa olsun her hayat parçacığında, ölülerin “Kalbi ve Yüzü” olunca onlara yöneltilen her bakışta, Nil’ in taşma zamanındaki ter gibi, ellerinden ve ayaklarından süzülen her su damlacığında, yeniden çoğalarak doğacaktır. Osiris’in destanı devirlerin ilk Firavununun zaferi, kutsal kenti olan Abydos üzerinde yeniden parlasın, ölülerin koruyucusu tanrı, yaşayanların nefesini ebediyen beslesin, daima aydınlık kabirlerinde ölüler “Gökyüzünün Anası” Tanrıça Nout’un kolları arasındayken, Osiris’in etkileri onların organlarını canlandırsın, kemiklerini birleştirsin, sihir merasimlerine göre çapraz sarılmış sargıları olan ölüler Osiris’te kişiselleşsin, yeniden doğarak onu çoğaltsınlar. O, Osiris’in karısı, sihirbaz İsis ağlasın, O, İsis ki insanlara bedenlerinin çürümemesi için ne yapmak gerektiğini, iç organları ayrılıp vazolara konulduktan sonra bedenin nasıl mumyalanacağını öğretti. O İsis ki kardeşi SETH tarafından öldürülmüş sevgilisini, bütün Mısır’a dağılmış ölüsünün – erkeklik organı hariç; çünkü onu nehirde bir balık yutmuştu.- On üç parçasını bulduktan sonra diriltmişti. RA’nın oğlu firavun gibi, Osiris’te doğacak ölü için de aynı şey olacaktır. Piramit metinlerinde yazıldığı, I. Seti’ nin dirilişini gösteren kabartma da olduğu gibi İsis ve Horus ölüyü kutsayacaklar ve ona “Kalk ve Uyan,, diyeceklerdir. Ve Ölüler yeryüzünü uzaklaşan ölüler gibi değil gitmekte olan canlılar gibi terk edeceklerdir. Bu ölü firavunlar Osiris’e doğru gidecekler ve onca kez dinledikleri Rahibin sözlerini hatırlayacaklardır:

“Osiris, sana doğru yükseliyorum, temizliğim ellerimdedir. Tanrıça Tefnout’un önünden geçtim ve Tanrıça beni temizledi, ben bir rahibim ve bu Mabedin Rahiplerinden birinin oğluyum.,, “Bağ çözüldü, bu kapıyı geçmek bilekler serbest kaldı, üstümdeki bütün kötülükleri yere attım” hepsi Osiris’e doğru gideceklerdir. Yüzleri yeniden hayat ve güç bulacaktır.

BAB 2 :HORUS:

Horus
Yirmi değişik şekil altında Horus Mısır Pantheonunun ( Tanrılar Grubunun ) en büyük tanrılarındandır. O, Louvre Müzesinde görebileceğimiz, Firavunun önünde zarif kutsama jestini tekrarlayan atmaca başlı Horus’tur. Piramit tekstlerinde, Seth’i Horüsle karşı karşıya getiren korkunç savaş ilişkisi anlatılır. Oradan Seth’in nasıl husyelerini (testis) kaybettiği ve Horus’un bir gözünden olduğunu öğreniyoruz. Bu kötülüğü kovalayan, yakalayan ve peşini bırakmayan Horus, özellikle ölüler tarafından saygı görmektedir. Çünkü bu ışık yapılı Horus onların “Gözünü Açmıştır” Böylece Ölüler” Onun aracılığı ile görebileceklerdir „ Nil Kıyıların*da canlı iken yürüdükleri zamanki gibi adımlarını ebediyete o kadar kolaylıkla yöneltebileceklerdir. Yapıtından alıntı yaptığımız S.Mayassis şöyle yazmaktadır;

“İsis, Osiris’i Horus biçiminde dirilttikten sonra onu gökyüzüne tanrıların karşısına, yeni şekillere doğru çıkardı. Eski Mısırlılar içinden çıktığı eski bir şekilden evrim sonucu oluşan her şekle çocuk diyorlardı. Genç bir adam, kendi kendinin çocuğu, çocukluğunun oğul’ u, yetişkin, genç adamın oğlu, ihtiyarda yetişkininkidir. Horus Osiris’in yeni bir yaşam biçimidir.

Meydan Larousse’u incelediğimizde ise

İSİS, Mısır dilinde ESİ, Mısır Tanrıçası Kral Tahtı veya Tanrı Tahtı anlamına da gelen bu kelime çok eski bir unvandır. En eski tapınağı Kıptî dilinde NAUESİ denilen Neteru tapınağıdır. İsis’in aynı zamanda aşağı Mısır’ın on ikinci ilinin NETERU yakınındaki Yönetim Merkezi Sebennytos’un baş tanrı*çası olması da muhtemeldir. Çok eski zamanlarda İsis ile dokuzuncu İlinin başkenti olan Busirisin Tanrısı arasında ilişki kuruldu. İsis bir ana tanrıça sa*yılıyordu. Yeryüzünün gelecekteki tanrısı olan oğlu da Horus genç bir tanrıydı. Busiris’in tanrısı Sebennytos çiftine gösterilen saygıya ortak olunca Osiris adını aldı. Bunun üzerine İsis de Kraliçe – Tanrıça sıfatıyla kral Tanrının tamamlayıcısı ol*du ve bundan böyle anaların ve çocukların koruyucusu ailenin gözeticisi olarak kaldı. Efsaneye göre insanların Tanrısı Osiris erkek kardeşi Set tarafından hunharca öldürüldü. İsis, Osiris’in yeniden dünyaya dönmesini sağladı. Ondan bir çocuk yaptı. Bu çocuk daha sonra babasının tahtına oturdu. Bu efsane tarih öncesinden beri Mısır’ın sosyal hayatı için bir medeniyet yaratıcısı olmuştur. İsis Osiris’in bütün tapınaklarında Osiris ile bir tutuldu.

İsis, Horus

Hatta Buto, Koptos, PHILAC tapınaklarında ve İsis ile Hathor’un bir tek tanrı sayıldıkları daha sonraki dönemde, da*ha başka tapınaklarda da en baştaki yeri aldı. Başlangıçta yalnız veya çocuk Horus’u emziren bir kadın biçiminde temsil edilirken, ana tanrıçalardan biri olunca İnek, inek başlı bir kadın veya saçları inek boynuzları ile süslü bir kadın olarak tem*sil edilmeye başlandı. İsis kültü pek eski zamanlarda gemicile*rin uğradıkları limanlarda, adalarda, Akdeniz’in kıyı bölgelerin*de yayıldı ve yerleşti. Helenistik dönemde bu yayılma arttı. İsis kültü Ege adalarında ve çok daha az olmakla birlikte kıta Yu*nanistan’ı, Anadolu ve batıda tutundu. Tanrıça İsis Yunan – Roma nitelikleri kazandı. Demeter ile bir sayıldı ve Zeus – Serapis ile bir sayıldı. Roma İmparatorluğu döneminde Tanrıçaların ilki, her şey olan tanrıça sayıldı. Mısır kültlerinin Roma’ya girişi İmparatorluk dönemine kadar yavaş oldu. Daha sonra, Hadrianus zamanında en yüksek noktasına ulaşan bir hayranlık dönemi başladı. Dine kabul törenleriyle arıtıcı ve çileli ibadetleriyle mistik bir din haline gelen bu kültür ve inançların yanın*da Mısır Bibloculuğu’da gelişti. Galya’da İspanya’da Ren ve Tuna Kıyılarında İsis Tapınakları kuruldu. İsis’e tapınanların pek çoğu Roma Lejyonlarının askerleriydi.

Törenler tapınağın açılış ve kapanışlarında yapılan günlük birer ayin ve kabul törenleriyle büyük genel şenliklerden ibaretti. Şenliklerde ilkbaharda ayin alayı ile getirilen Isis’in gemisi denize indirilir, son*baharda da oğlunun gövdesinin parçalarını bulan İsis’in acısını temsil eden Osiris’in bulunuşu töreni yapılırdı.

OSİRİS efsanelerin ve en eski inançların doğuşunda büyük ölçüde etkili oldu. Bitkiler dünyasının hayat gücüydü ve tıpkı kışın toprak altındaki tohum gibi devre, devre dirilmek üzere toprakta gizlenirdi. Aynı zamanda insanlara görünen, onları yeryüzünde yöneten ve onlara sulanmış toprağı işlemeyi öğ*reten bir tanrı kraldı. Sonra araya İsis girerek efsanesini zenginleştirdi. Osiris CEB ile NUT’un oğlu SETH’in kardeşi İsis’in kocasıdır. Durmadan ölen ve dirilen bir tanrı olan Osiris -Seth onu öldürmekte, fakat İsis gövdesinin parçalarını dikerek onu diriltmekteydi. Eski İmparatorluk sonlarında ölüler kralı olarak Anubis’in yerini aldı. Mısırlıların kişisel dindarlıkları onun varlığında en iyi dini düşünce alanını buldu. Helenistik devirde ise efsanesi daha bir kesinlik kazandı ve yabancı düşün*celerle temas sonucu zenginleşti. Osiris her ne kadar İsis’in daha yaygın ününden dolayı sönük kalmışsa da Roma Devrine ka*dar Mısır kültlerinin hepsinden daha uzun süre varlığını sürdürdü. Osiris’e daha tarih öncesinden beri bir fetiş şeklinde tapılırdı. Dalları budanmış bir çam kütüğü olan CED, klâsik çağda Tanrının omurga kemiğini temsil eden bir çeşit sütun oldu. Osiris başka varlıklarla da cisimleşir. Boğa, Onuphis, Kutsal Mendes Koçu, Benu Kuşu gibi yine de özellikle insana benzer şekil*de tasvir edilirdi.

Görüldüğü gibi çeşitli kaynaklarda İsis Osiris ve oğulları Horus biçimsel olarak farklılıklar arz ederek değerlendirilmek*tedir. Ancak özde bir değişim bahis konusu değildir.

Osiris Nil’in iyilik yapan tanrısıdır. Her yıl onun taşması ile Mısır’a bereket getiren bu yüksek varlık bütün her şeye canlılık vermektedir. Osiris deltanın bir mabududur. Güney Mısır’ın ma*budu olan kuraklık ve kötülük Tanrısı SET ile aralarında bir savaş çıkar bunun sonunda Osiris öldürülür. Ancak karısı İsis ve oğlu Horus onun cesedini bulurlar. Osiris yeniden iyilikleri ile beraber, fakat bu sefer göğe yükselmiş bir tanrı olarak Mısır’ı himaye eder. Mısır inançlarına göre insan iki elemandan teşekkül ediyordu. Vücut ve ruh. Bu iki eleman ölümden sonra da yaşayabilirdi. Eğer bir insan Osiris önünde bütün günahlarım affettirebilirse cennette yeniden yaşayabilirdi. İşte bu suretle Osiris aynı zamanda ölüler tanrısı olmuştur. İsis ise kadınlık, analık ve bereket fikirlerini temsil eden bir tanrıdır. İsis’i Ön Asya’daki İştar, Kibele, Yunanistan’daki Demeter, Roma’daki Seres ile karşılaştırabiliriz.

Horus, Amon Ra ile birlikte Güneş Tanrısı’dır. Her sabah yeryüzüne bereket ve ışık getirmek için yeniden doğar ve bir kayık içinde batıya doğru seyrederdi.Eski Misterlere göre ;gerçekte Osiris efsanesi bitki âleminin her yıl ölümünü, sonra yeniden doğuşunu anlatmaktadır. Her yılın sonbahar mevsimi insana faydalı ve lüzumlu olan her şeyin ölümüne ve her ilk*bahar mevsiminde bunların yeniden dirilmesine şahit olmaktır. Eski Mısırlılar diğer birçok halklar gibi bu yeniden diril*meyi, toprağın ölümden kurtularak hayata yeniden kavuşma*sını kâinatın en büyük bir mucizesi sayıyorlardı. Bu yüzden Mısırlılar her bahar mevsiminde Osiris dramını derin bir vecd içinde temsil ederlerdi. Osiris dramı toprağın en büyük sırrı üzerinde dönüp dolaştığı için Mısır dininin temeli olmuştu. Çünkü bu dram Mısırlılara göre ölüm kalım muammasının anahtarı idi. Mısırlılar Tanrı Osiris’in öldükten sonra dirildiğine bakarak insanın da öldükten sonra dirilebileceğine inanmışlar ve ona göre tedbir almışlar idi. Osiris’in huzuru hesap yeri idi. Osiris arş üzerinde oturmuş hakimlik ediyor ve ruhları karşısına alarak onları muhakeme ediyordu.

“Huzuruna günahsız geldim ve hayatımda Tanrıları memnun edecek her şeyi yaptım, kan dökmedim, adam öldürmedim, hırsızlık etmedim, fesat çıkarmadım, zina etmedim, mabetlerinden adaklarından bir şey çalmadım ve açlara ekmek verdim, çıplakları giydirdim”
diyen her ruh derhal Osiris’in topluluğuna katılıyordu. Çünkü yalnız dürüst insanlar ebedî hayata lâyık sayılırdı.

Yazımın başlarında Osiris’in tanımını yaparken Mısır Misterleri, Misterler, Eski Misterler gibi ana bir takım isimlerden bahsettim. Bu noktadaysa İsis ve Osiris Menkıbesinin esasını vurgulayan Mısır Misterlerinden birkaç kelime ile bahsetmeden geçemeyeceğim. Mister kelime anlamı ile Behçet Necatigil’in Mitologya sözlüğü kitabında :
“İman edenlere günahlarından arınma, öte dünyada mutluluk içinde yaşama sağlayan gizli dinler mensupları. Törenleri gizli tutmayı kutsal bir vazife sayarlardı” demektedir. Bir başka deyişle; eski çağların gizemsel bilgisi. Gizem sır veya muamma anlamına gelir. Etimolojik bakımdan Yunancadaki “Mysterion” teriminden türetilmiştir. Türkçe’deki anlamı bakımından ise tekris ve gizem sözcüklerinin birleşiminden oluşan bir birleşik terimdir. Tarihte birçok meslek ve sanat kuruluşunun kendilerine özgü gizemleri olmuştur. Daha sonraki dönemlerde bunlarda mister olarak anılmıştır. Buradan da eski misterlere geçersek şu şekilde tanımlama ve açıklamalar getirebiliriz.
Eski çağların ezoterik ve yer yer gizli olan kurumlarından bazılarının öğretileri eski misterler genellikle oldukça derin gizemli bir nitelik taşırlardı. Bu misterlerin öğretildiği kurumlara girebilmek için, öncelikle çok uzun süren beklenmedik olaylarla dolu zorlu sınavlardan geçmek gerekirdi. Öğretinin temelinde genellikle dinsel kaynaklı bir efsane yatan mit yer alırdı. Bu öyküde haksızcasına öldürülen bir kahramanın tanrısallaşması ve yeniden yaşama kavuşması anlatılırdı. Bu diriliş olayı belirli zamanlarda düzenlenen şenliklerle kutlanırdı. Eski misterlerin bir diğer özelliği de öğretilen gizemlerin büyük bir titizlikle korunması idi. Bu yüzden ancak genel kapsamları öğrenilebilmiş, asıl içrek öğretilerinin ayrıntıları elde edilememiştir. Eski misterler arasında en tanınmış olanları ise, ADONIS, ATTIS, DIONYSOS, MISIR, HİNT, ELEUSIS, MİTRA, ÖRFE misterleridir.

MISIR MİSTERLERİ: Eski Mısır’ın ezoterik ekollerinde geliştirilerek uygulanmış olan gizemsel öğreti sistemleri aynı çevrenin ezoretik öğretileri oldukları için, Mısır Misterleri ile Hermetizmin gerek kapsamları, gerekse sistemleri arasında birçok benzerlikler vardır. Ancak Hermetizmin pek derin, zorlu ve gizli bir çalışması olmasına kar*şın, Mısır Misterleri uygulandıkları antik çağlarda biraz daha basit ve biraz daha kolay olarak nitelenebilir. Hermetizmde bir amaç olarak aranan şey öncelikle bilimsel gerçektir. Mısır Misterlerinde ise bilimlerin öğretilmesi yoluyla gizemli, nitelikli bir gerçeğe yönelmek benimsenmiştir. Mısır Misterlerinin asıl kay*nağının doğuda olduğu, özellikle Hint Misterlerinden yarar*lanarak ve esinlenerek geliştirilmiş bulunduğu açıkça bellidir. Bu Misterlerin tümünün en önemli öğesi olan İsis – Osiris – Horüs üçlemesi Hint Misterlerindeki Brahma – Vişnu – Siva üçlemesinin tam karşılığı ve tıpatıp benzeridir. Bu misterler uygulandıkları çağlarda tüm rahiplere ve firavunlara öğretilmiştir. Memfis ve Teb kentleri bu misterlerin öğretim merkezleri olmuştur.

Mısır Misterleri kendi içlerinde üç türe ayrılırlar. İsis Mister*leri, Serapis Misterleri, Osiris Misterleri. Bunlardan İsis Misterleri Hermetizm ile en yakın benzerlikleri gösteren türdür. Hermes ve Hermetizm ile İsis Misterleri arasındaki benzeş*me ve Osiris’in ölüm ve baka (varoluş) felsefesinin incelenmesi başlı başına bir konu teşkil edeceği için bu yazının kapsamı dışında tutulmuştur.

Serapis Misterleri olarak anılan tür hakkında çağımıza gelin*ceye kadar pek önemli bir şey öğrenilememiştir. Osiris Misterleri olarak anılan üçüncü tür ise daha sonra eski Yunan Uygarlık*larında görülmüş olan Dionysos Misterleri ile Elenisis Mister*lerinin temel esinlenme kaynağını oluşturmuştur.

İSİS MİSTERLERİ: Bu misterler doğanın güçlerinin değişiminin ve kendini yenilemesinin öğretimini temel konu olarak alır. Öğretim aşamaları bakımından yedi dereceye ayrıl*mıştır. Bu derecelerin isimleri ve özet olarak kapsamları şöyledir.

1 – PASTOFOR : Doğal ve Fiziksel Bilimler
2 – NEOTOR : Geometri ve Mimari Bilgiler
3 – MELANOFOR : Osiris Misterleri ve hiyeroglif bilgisi
4- KİSTOFOR : Sosyal Bilimler ve Hukuk
5- BALAHAT : Kimya
6 -ASTRONOM : Astronomi ve Matematik
7 – PROFETA : Felsefe

OSİRİS MİSTERLERİ: Bu Misterlerin temel konusu Osiris efsanesine dayanır. Bu efsane diğer birçok eski Misterlerde olduğu gibi kötünün iyiyi öldürmesini ve iyinin yeniden yaşama kavuşmasını işler. Burada Osiris İyi ve Güzel olanın. Kardeşi Typhon ise kötü ve çirkin olanın temsilcisidirler. Böylelikle Osiris Misterleri ölümden sonraki Yaşam – Ruhun Ölümsüzlüğü ve Yeniden Doğuş kavramlarının tümünü ilkel bir biçimde işler. Bunun yanı sıra iyilik ve kötülük arasındaki diyalektik çelişkiyi de ortaya koyar.

Aslında çok geniş ve kapsamlı olan mitolojilik Mısır gezimizin sonuna geldik; umarım sıkılmadınız? Gezimizi gene Talat Sait Halman’ ın dizeleri ile noktalıyorum.

Nil ‘in taştığını görenler ürperir,
Tarlalar gülümser boydan boya,
Nehir kıyıları berekete kavuşur
Gökten Dökülür Tanrı armağanları,
Yüzü güler bütün insanların
Tanrıların yüreği şenlenir..

Not: Çeşitli kaynaklardan derlenmiştir