Ahameniş İmparatorluğu

Ahameniş Hanedanı (Ahameniş Hanedanı ya da Pers İmparatorluğu), (Farsça: هخامنشیان Hah’āmanishiyān, Kürtçe: Împeratoriya Hexamenişî; M.Ö. 550 – M.Ö. 330),

Tarihçe

M.Ö. 550’de Persler Büyük Kiros (ya da II. Kiros ya da II. KYROS) önderliğinde birleşerek kuzeydeki Medleri yıkmış ve bir devlet haline gelmişlerdir. Bundan sonra Kyros fetih hareketlerine girişmiştir. Bu fetihlerde ise Babil, Fenike gibi zengin yerleri fethedip ülkeyi zengin bir krallık haline getirmiştir. Ermenistan’ı, Lidya’yı ve Krezus’ün servetini ele geçirip tüm Anadolu’yu hakimiyeti altında birleştirmiştir. Anadolu’yu ele geçirdikten sonra Babil’e saldırmış ve orayı da fethedip kendini Babil kralı ilan etmiştir. Bundan sonra ise Mısır’a saldırma hazırlıklarına başlamış, kuzeydoğuyu sağlamlaştırmak için iskit-saka imparatorluğu ile savaş yapmış ve bu savaşların birinde Kraliçe Tomrisin ordusuna mağlup olarak hayatını kaybetmiştir.

Yerine ise oğlu Kambis geçmiştir. Kambis devrinde Mısır fethedilmiş, Kartaca’ya kadar Pers ordusu ilerlemiş, ancak Kartacalıları geçememiştir. Kambis döneminde İranlı kabileler ayaklanmışlardır, bunlar Gomata isimli bir Med rahibinin başını çektiği mecusiler dir.

Kambis Mısır dönüşü ölmüş, yerine ise ünlü Pers İmparatoru I. Darius geçmiştir. İlk olarak kabile isyanlarını bastırmış ve çeşitli alanlarda devrim niteliğindeki hareketlere girişmiştir. I. Darius da fetih hareketlerine girişmiş, İmparatorluk sınırları doğuda Hindistan’a dayanmıştır. Kafkasya’ya doğru İskitlere karşı da sefer yapmış, ama başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Daha sonra batıya yönelip, Trakya, Makedonya ve Ege’ye saldırıp buraları ele geçirmiştir. Bunun üzerine Spartalılar, Darius ve oğlu Kserkes’e karşı Salamis Deniz Savaşı’nı yapmışlardır. Salamis Deniz Savaşı’nda elde edilen ganimetlerin bütünü Büyük İskenderin fethinde ele geçirilmiştir.

II. Artakserkes döneminde devlet hızla çözülmeye başlamış, İmparatorluk’ta ayaklanmalar olmuş, Mısır bağımsızlığını ilan etmiştir. İsyanlar güçlükle bastırılmış, ama daha sonra III. Darius döneminde Pers İmparatorluğu’na Büyük İskender son vermiştir.

Anadolu’ya hakim olan Perslerin satrapları ülkeyi imar etmek için çaba göstermişlerdir. Bu çalışmalar sırasında Bodrum’da yapılan Mausoleum (Mozole kral mezarı) dünyaca ünlü eserlerden biridir. Ahameniş imparatorluğu bugüne kadar Şark’ta ki en geniş imparatorluk olmuştur..Ege’ye ve Hint’e uzanan gerçek anlamda imparatorluk[1]gerçekleştirildi.

Mimari

100 sütunlu saray

Pers mimarisinin en güzel örneği, kalıntıları günümüze kadar ulaşan ve Susa’da yer alan 100 sütunlu Kraliyet Sarayı’dır. 1. Darius yazıtında, bu sarayın Mısırlı, İyonyalı, Babilli, Lidyalı vb. tutsaklar tarafından yapıldığını anlatır. Persler hâkimiyeti altındaki halklardan ilham alsalar da, mimari ve sanatları kendilerine özgüdür.

Yazı, Dil ve Edebiyat

Persler çivi yazısı kullanmışlardır. Yazıyı daha çok resmi kraliyet yazışmaları için kullanmışlar ve bu yazışmaların çoğunu da Arami dilinde yazmışlardır. Resmi belgeler dışında günümüze ulaşan yazılı edebi eserleri yoktur.

Bilim

Pers İmparatorluğu’nun parası Dareikos

Pers İmparatorluğunda bilim Mezopotamya kadar gelişmemiştir. Takvimleri Babil etkisiyle geliştirilmişti. Dareikos denilen bir para birimi darp etmişlerdir. Herodot’un anlattığına göre, Persler vergi geliri olarak diğer halklardan aldıkları paraları eritip tekrar para olarak basıyorlardı.

Din

Persler, tanrıları için heykeller ya da tapınaklar yapmıyorlardı. Perslerin dininde gökyüzü, su, ateş ve toprağın önemli bir yeri vardı. Ahura Mazda dininin dışında Güneş ile simgelenen Mithra adlı bir din de vardı. Ahura Mazda dini soylu Persler arasında yaygındı.

Ayrıca bakınız [değiştir]

Kiros Silindiri

Kaynaklar

  1. ^ İ.ortaylı/Zaman kaybolmaz Söy-İşbankası yayınları

Ivon Lissner (2006), Uygarlık Tarihi

Bergama Zeus Sunağı

Yazı içeriği ders notları, internet, bilimsel kitaplardan alınarak derleme yoluyla oluşturulmuştur. Sn. Prof. Dr. Gül Işın’a sonsuz teşekkürlerimle…

Bergama Zeus Sunağı

Bergama Zeus Sunağı konumu itibariyle İzmir Bergama’da yer almaktadır. Fakat Berlin Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir. Erken hellenistikte önemli bir konuma sahiptir. Klasik dönemde Atina ve Parthenon neyse hellenistik dönemde Pergamon ve Atlar o sınıftadır. Kentin merkezinde yer alan sunakta yapılan kazı çalışmaları sonucu saptanan erken dönem apsidal yapı kalıntıları gösteriyor ki bu alan, sunak yapılmadan önce de kutsal bir içerik taşıyordu. Görkemli yapısı ve kent için önemi oldukça büyük boyutludur.
Atların yapımına 2. Eumenes (İ.Ö. 197-159) döneminde başlanmış, 2. Attalos (İ.Ö. 159-139) döneminde tamamlanmıştır. Anıtın mimarı ve heykeltıraşı Menekrates’tir. Farklı heykeltıraşlarla birlikte sunak ortaya konmuştur. Genel hatlarıyla İ.Ö 170-155 yıllarına tarihlenmektedir. İsmi her ne kadar  “ Zeus” başlığı altında toplanmışsa da diğer tanrılar da yer almaktadır. Toplamda 75 figür kabartması bulunmaktadır.
Kabartmalarda tanrılar-gigantlar savaşı ve Telephos Frizi yer almaktadır. Plan olarak bakıldığında temenosla çevrili “U” formludur. Dış yüzde yüksek kabartma şeklinde tanrılar-gigantlar savaşı ve Batı yönündeki merdivenleri aşıp sunak içine girildiğinde duvarlarda Telephos frizi yer almaktadır.
Sunağın doğu kısmında Olymposlu tanrılar vurgulanmıştır. Merkezde Zeus ve Athena, dışa doğru Artemis, Apollon, Leto gibi tanrı figürleri dikkati çekmektedir. Hekate ile başlayıp Ares ile son bulan doğu yönde tanrılar atribütleriyle konuşlanmıştır. Demeter, İsis, Hephaistos’un isimleri bulunsa da kabartmaları henüz ele geçmemiştir. Athena yılanıyla birlikte Alkyoneus ile mücadele etmektedir. Gaia’nın oğlu Alkyoneus yere bastığı an güçlenmektedir. Athena saçlarından tutup yere basmasını engellemeye çalışırken, Alkyoneus acı ile kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Gaia’nın çaresiz ana acısı yüzünden okunmaktadır. Zeus gigantla, Apollon Ephialtesle, Artemis Othosla mücadele etmektedir.
Güney yönde ise kabartmalar göksel ışık üzerindedir. Rhea, Eos, Helios, Selene, Uranos gibi figürler bulunmaktadır.
Kuzey yönde tanrısal karanlık ve yıldızlar betimlenmiştir. Aphrodite, Eros, Nyks, Keto başta olmak üzere bir takım tanrılar yer alır.
Batı yönde ise Dionysos, Satyr, Semele, Amphitrite, Nereus, Triton, Okeanos gibi figürler verilmiştir.
Sunağın iç kısmına baktığımızda Telephos’un hayatından kesitler yer almaktadır. Narratif bir anlatım söz konusudur. Herakles Auge’yi görüyor aşık oluyor ve birlikte olurlar. Athena rahibesi Auge’nin babası olan kral, doğacak çocuğun krallığının sonunu getireceğini kahinlerinden öğrenince kızını bir sandığa koyup salar. Auge, Mysia kıyılarında karaya vurur. Mysia kralı Teutrias alıp evlat edinir. Telephos ise Herakles tarafından alınır ve Nympheler tarafından bakılır. Troia savaşında gemisiyle yolu kaybeder ve Mysia kıyılarına gelir. Theutrias, Auge ve Telephos’un evlenmesini ister. Fakat anlaşılır ki kişiler ana-oğullardır.
Zeus Atları barok sanatının zirvesini oluşturur. Kabartmalardaki ışık-gölge kontrastı dikkati oldukça fazlasıyla çekmektedir. Sunakta tanrısal savaşın hengamesi, koşuşturması, havası, dehşeti olanca varlığıyla hissedilmektedir. Anlatımlarda her şey hareket halindedir. Bir gruplama olmamış sanki savaşın bir anı betimlenmiştir. Kopukluk yoktur. Teatral hava oldukça başarılıdır. Sanatçılar klasik dönem etkisiyle kabartmaları oluşturmuşlardır. Athena’yı taçlandıran Nike, Parthenon’da da mevcuttur. Versaillesli Artemis ile sunaktaki Artemis Kabartması oldukça benzemektedir. Sunak içinde yer alan Herakles figürü Pharnesia Heraklesi ile neredeyse tıpatıp benzemektedir. Bu dönemde yapılan eserler klasikçi düşüncede fakat farklılıklarla verilmiştir. Yüksek kabartmanın izleyicideki etkisi çok fazladır. Örneğin Athena alana sığmamış ve kabartmadan taşan gigantlar etkiyi arttırmaktadır. Nyks’ün yüzündeki klasik etkiler dikkate değerdir. Tok çenesi, ideal görüntüsü, gözlerin keskinliği, alından inan düz burun, klasik etkiyi kanıtlamaktadır. Fakat giysi tipi klasikte göremeyeceğiniz türden farklı yapıya sahiptir. Bu yönüyle klasikten ayrılmaktadır. Vücut dönüşlerindeki zorlamalar, vücuttaki incelmeler bunu destekler niteliktedir. Kısacası klasik gelenekteki ustalar çalışmıştır. Hellenistik dönemde İ.Ö. 2. yy’da başlayan klasistik izleri taşıması yapıldığı tarihi doğrular niteliktedir.
Bergama Zeus Sunağı konumu itibariyle İzmir Bergama’da yer almaktadır. Fakat Berlin Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir. Erken hellenistikte önemli bir konuma sahiptir. Klasik dönemde Atina ve Parthenon neyse hellenistik dönemde Pergamon ve Atlar o sınıftadır. Kentin merkezinde yer alan sunakta yapılan kazı çalışmaları sonucu saptanan erken dönem apsidal yapı kalıntıları gösteriyor ki bu alan, sunak yapılmadan önce de kutsal bir içerik taşıyordu. Görkemli yapısı ve kent için önemi oldukça büyük boyutludur.
Atların yapımına 2. Eumenes (İ.Ö. 197-159) döneminde başlanmış, 2. Attalos (İ.Ö. 159-139) döneminde tamamlanmıştır. Anıtın mimarı ve heykeltıraşı Menekrates’tir. Farklı heykeltıraşlarla birlikte sunak ortaya konmuştur. Genel hatlarıyla İ.Ö 170-155 yıllarına tarihlenmektedir. İsmi her ne kadar  “ Zeus” başlığı altında toplanmışsa da diğer tanrılar da yer almaktadır. Toplamda 75 figür kabartması bulunmaktadır.
Kabartmalarda tanrılar-gigantlar savaşı ve Telephos Frizi yer almaktadır. Plan olarak bakıldığında temenosla çevrili “U” formludur. Dış yüzde yüksek kabartma şeklinde tanrılar-gigantlar savaşı ve Batı yönündeki merdivenleri aşıp sunak içine girildiğinde duvarlarda Telephos frizi yer almaktadır.
Sunağın doğu kısmında Olymposlu tanrılar vurgulanmıştır. Merkezde Zeus ve Athena, dışa doğru Artemis, Apollon, Leto gibi tanrı figürleri dikkati çekmektedir. Hekate ile başlayıp Ares ile son bulan doğu yönde tanrılar atribütleriyle konuşlanmıştır. Demeter, İsis, Hephaistos’un isimleri bulunsa da kabartmaları henüz ele geçmemiştir. Athena yılanıyla birlikte Alkyoneus ile mücadele etmektedir. Gaia’nın oğlu Alkyoneus yere bastığı an güçlenmektedir. Athena saçlarından tutup yere basmasını engellemeye çalışırken, Alkyoneus acı ile kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Gaia’nın çaresiz ana acısı yüzünden okunmaktadır. Zeus gigantla, Apollon Ephialtesle, Artemis Othosla mücadele etmektedir.
Güney yönde ise kabartmalar göksel ışık üzerindedir. Rhea, Eos, Helios, Selene, Uranos gibi figürler bulunmaktadır.
Kuzey yönde tanrısal karanlık ve yıldızlar betimlenmiştir. Aphrodite, Eros, Nyks, Keto başta olmak üzere bir takım tanrılar yer alır.
Batı yönde ise Dionysos, Satyr, Semele, Amphitrite, Nereus, Triton, Okeanos gibi figürler verilmiştir.
Sunağın iç kısmına baktığımızda Telephos’un hayatından kesitler yer almaktadır. Narratif bir anlatım söz konusudur. Herakles Auge’yi görüyor aşık oluyor ve birlikte olurlar. Athena rahibesi Auge’nin babası olan kral, doğacak çocuğun krallığının sonunu getireceğini kahinlerinden öğrenince kızını bir sandığa koyup salar. Auge, Mysia kıyılarında karaya vurur. Mysia kralı Teutrias alıp evlat edinir. Telephos ise Herakles tarafından alınır ve Nympheler tarafından bakılır. Troia savaşında gemisiyle yolu kaybeder ve Mysia kıyılarına gelir. Theutrias, Auge ve Telephos’un evlenmesini ister. Fakat anlaşılır ki kişiler ana-oğullardır.
Zeus Atları barok sanatının zirvesini oluşturur. Kabartmalardaki ışık-gölge kontrastı dikkati oldukça fazlasıyla çekmektedir. Sunakta tanrısal savaşın hengamesi, koşuşturması, havası, dehşeti olanca varlığıyla hissedilmektedir. Anlatımlarda her şey hareket halindedir. Bir gruplama olmamış sanki savaşın bir anı betimlenmiştir. Kopukluk yoktur. Teatral hava oldukça başarılıdır. Sanatçılar klasik dönem etkisiyle kabartmaları oluşturmuşlardır. Athena’yı taçlandıran Nike, Parthenon’da da mevcuttur. Versaillesli Artemis ile sunaktaki Artemis Kabartması oldukça benzemektedir. Sunak içinde yer alan Herakles figürü Pharnesia Heraklesi ile neredeyse tıpatıp benzemektedir. Bu dönemde yapılan eserler klasikçi düşüncede fakat farklılıklarla verilmiştir. Yüksek kabartmanın izleyicideki etkisi çok fazladır. Örneğin Athena alana sığmamış ve kabartmadan taşan gigantlar etkiyi arttırmaktadır. Nyks’ün yüzündeki klasik etkiler dikkate değerdir. Tok çenesi, ideal görüntüsü, gözlerin keskinliği, alından inan düz burun, klasik etkiyi kanıtlamaktadır. Fakat giysi tipi klasikte göremeyeceğiniz türden farklı yapıya sahiptir. Bu yönüyle klasikten ayrılmaktadır. Vücut dönüşlerindeki zorlamalar, vücuttaki incelmeler bunu destekler niteliktedir. Kısacası klasik gelenekteki ustalar çalışmıştır. Hellenistik dönemde İ.Ö. 2. yy’da başlayan klasistik izleri taşıması yapıldığı tarihi doğrular niteliktedir.

Eski Asur hakkında

Asur, M. Ö. 3000 yıllarından M. Ö. 612’ye kadar Dicle’nin batı kıyısındaki Asur şehri merkez olarak kurulan ve gittikçe genişleyen bir devlet. Başkenti Ninova şehri idi. Bu devlet zamanla

Mezopotamya, Elam, Suriye ve Mısır’a hakim oldu.

Asur Devleti istiklalini kazanmadan önce

Sümer,

Akkad, Subar, Kut ve üçüncü

Ur hanedanı hakimiyeti altında kaldı. Sonradan gelen

Sami kavimleri yerli kabilelerle kaynaşarak Asurluları meydana getirdiler.

Asur tarihinde beş devlet kuruldu. Bunlar eski, orta ve yeni Asur çağlarında hükümran olmuşlardır.

Eski Asur çağı

Bu çağ M.Ö. 2100-1800 yılları arasındadır. Kral İllusuma (M.Ö. 2000) Asurluları müstakil bir devlete kavuşturdu. Kendinden sonra da İrisum ve İkunum bağımsızlığı sağlamlaştırarak memleketi imar ettiler. Bunlardan sonra Asurlu Birinci Sargon, devletin sınırlarını doğuya doğru iyice genişletti ve Anadolu ile olan ticareti geliştirdi. Bu çağa ait tarihi bilgiler ancak kazılarda bulunan eserlerden öğrenilmektedir.

Orta Asur çağı

Asur’un siyasi ve kültürel bakımdan hayli değişik olan bir çağıdır. Asur Kralı Asur-Uballit, eski Asur çağının sonlarında Babil ve Mitanni krallıklarının nüfuzu altında kalmış olan devletini bunlardan kurtardı. Hititlerle birlik olup, Mitanni Krallığını ortadan kaldırdı. Kendisinden sonra hükümdar olan Enlil-Narasis (M.Ö. 1340-1326), Adadnararis (M.Ö. 1310-1281), Birinci Salamannasar (M.Ö. 1280-1256), Birinci Tukulti Ninurta (M.Ö. 1255-1218) zamanlarında Asur büyümeye, yükselmeye devam etti. Ancak bir müddet sonra durgunluk devresine girdi. Bu devirde Babil’le devamlı mücadele halinde olan Asur, Babil’e vergi verir duruma geldi. Ancak, Aşşur Reş-işi (M.Ö. 1149-1117) Tıglatpileser-I (M.Ö. 1117-1090) Asurluları tekrar büyük devlet haline getirdiler.

Orta Asur çağı uzun bir süre devam etti. Hukuk, kültür ve dil alanlarında daha çok Babil etkisinde kalmıştır. Bu devrin en büyük özelliği, gelenek halinde yürürlükte olan hukuki esasların, M.Ö. 1100 yıllarında bir hukuk kitabı halinde derlenmesidir.

http://tr.tarikhema.ir/images/2011/04/meso2mil.jpg

Yeni Asur çağı

Bu çağda devleti idare eden hükümdarlar orta Asur çağından beri devam eden hanedanın soyundandırlar. Bunlar kısa aralıklar dışında imparatorluğu geliştirmişlerdir. Bu devir devamlı toprak kazanma ve savaşların olduğu bir devirdir. Bu zamanın ünlü kralı olan Asurbanipal zamanında savaşlar devam ederken kültür alanında büyük gelişmeler görüldü. Bu hükümdarın eski eserleri toplayarak meydana getirdiği kütüphane, bir çok eserin günümüze kadar gelmesini sağladı. Ancak Asur’un bu ihtişamı kısa sürdü. Ülke,

Asurbanipal’in ölümünden sonra Med, Babil ve diğer devletlerin hücumuna uğradı (M.Ö. 612). Son defa toplanan Asur kuvvetleri Harran Ovasında düşmanla olan mücadeleyi kaybederek yenildi ve imparatorluk tarihe karıştı.

Asurluların dilleri eski Sami dilinin bir koludur. Kullandıkları çivi yazısını Samilerden önce Irak’ın güneyinde yerleşen

Sümerlilerden öğrendiler. Irak topraklarında bir yıldan fazla

Samilerle beraber bulunan Sümerlilerin Asur edebiyatı üzerinde büyük tesirleri olmuştur.

Asurlular devamlı münasebette bulundukları devletlerin sanatlarının tesiri altında kalmışlarsa da, kendilerine has milli özellik gösteren bir karakterleri vardır. Sanat, İmparatorluğun yükselmesine bağlı olarak gelişmiştir. Asur’da belli başlı yapı tiplerinin önemlileri, özel evler, saraylar, tapınaklar ve kalelerdir. Özel evler, ortada büyükçe bir holün etrafında yer alan büyük odalar şeklindedir.Saraylar ise evler topluluğuydu. Asurlular puta taptıklarından tapınaklara özellikle önem verirlerdi. Kaleler çok kalın yapılır ve ayrıca takviye edilirdi. İç ve dış kale olmak üzere iki kale bulunur ve bunlara belli aralıklarla kule konurdu.

Bugüne kadar yapılan kazılardan ele geçen eserlere göre Asurlular pekçok sanat kolunda ileri gitmişlerdir. Boyalı çanak ve çömlekler, taş kaplar, çeşit çeşit mühürler, aletler, eşyalar, silahlar, maden sanat eserleri kazılarda bulunanlardan bazılarıdır.

Ahmose

Ahmose

I. Ahmose, Yeni krallık döneminin ilk firavunudur. 18.hanedanı kurarak yeni bir dönem başlatmıştır. I. Ahmose, ülkeyi Hiksoslar’ın istilasından kurtarmıştır. Yaklaşık 500 yıl boyunca süren Yeni Krallık Döneminin 3 hanedanının hüküm sürdüğü bu uzun dönem, “Yeniden Kuruluş”, “Amarna” ve “Ramsesler” olarak üçe ayrılır. I. Ahmosis, Mısır’ın kurtarıcısı olarak görülür.[1]

Ahmose (English)

Sometimes just when things look their worst, someone comes along that can turn things around. Ahmose was such a person. There have been many pharaohs in Egypt’s long history but Ahmose was one of the most important ones. There is much disagreement as to the exact time that Ahmose became the pharaoh of Egypt but most think that is was around 1550 BC. The country was in terrible shape. In the north were the Hyksos who occupied that area and one of them had declared himself the pharaoh of Egypt. In the south the Nubians were becoming a huge threat. Ahmose was the son of Seqenenre Taa I. Seqenenre and his army tried to expel the enemies of Egypt but instead of accomplishing this, they were defeated and most died including Ahmose’s father. In some texts it is said that Seqenenre Taa II was the father of Ahmose.

Kamose was the brother of Ahmose and the pharaoh. One of his men intercepted a message from the Hyksos to the Nubians. It asked for an alliance to trap the Egyptians in the middle. Infuriated Kamose attacked the Hyksos and conquered the first town but died before he could go any further. It was believed that Ahmose was only a boy at the the time. Kamose was the last king of the 17th Dynasty. Ahmose now became pharaoh and it was thought that he was only 10 years old. So here was the problem, Ahmose was now pharaoh but the country was falling apart.

But the days were numbered for the Hyksos. It took ten years, but Ahmose had now grown up and he never forgot what had happened to his father and brother. He attacked the Hyksos and defeated them. The victory was not quick and some sieges are said to have lasted for years. The siege of the Palestinian Fortress of Sharuhen was said to have taken the six years but it was the decisive battle that broke the back of the Hyksos. This had the effect of uniting Egypt. Ahmose was far from finished. He never forgot that the reason his brother had attacked the Hyksos was not only because of their father’s death but also because they were going to join forces with the Nubians to defeat Egypt. He took his army to Nubia and defeated them next. Now he owned the famous Nubian gold mines which increased Egypt’s riches. While in Nubia history states that the Hyksos again tried to rebel, but it is thought that the mother of Ahmose was left in charge and she put down the insurrection. This part of history is a little hazy. I guess this can be expected when we are talking about events that happened over 3,500 years ago. Egypt’s borders had now been stretched deep into Nubia in the south and way beyond the Sinai desert in the north east. The new Egyptian empire was beginning and so was the dawn of Egypt’s golden age.[2]

Ahmose is an Ancient Egyptian name meaning “The Moon is born” or “Child of the Moon”. It was a very popular name in the beginning of the eighteenth dynasty.

This name may refer to;

Pharaohs

  1. Ahmose I, a pharaoh of ancient Egypt and founder of the Eighteenth dynasty
  2. Amasis (also known as Ahmose II), a pharaoh of the Twenty Sixth dynasty

Queens

  1. Ahmose-Henuttamehu, a queen of the 17th dynasty
  2. Ahmose Inhapy, a queen of the 17th dynasty
  3. Ahmose Nefertari, a queen of the 18th dynasty
  4. Ahmose Meritamon, a queen of the 18th dynasty
  5. Ahmose-Sitkamose, a queen of the 17th dynasty
  6. Queen Ahmose, a queen of the 18th dynasty, mother of Pharaoh Hatshepsut

Other royalty

  1. Ahmose, a son of Tao II the Brave; possibly identical with Pharaoh Ahmose I, though his only known statue (today in the Louvre) seems to be a funerary statue
  2. Ahmose (18th dynasty), a prince of the 18th dynasty
  3. Ahmose (princess), a princess of the 17th dynasty
  4. Ahmose-ankh, son of Ahmose I and Ahmose-Nefertari; shown on a Karnak stela with his parents (now in the Luxor Museum)
  5. Ahmose-Henutemipet, a princess of the 17th dynasty
  6. Ahmose-Meritamon (17th dynasty), a princess of the 17th dynasty
  7. Ahmose-Nebetta, a princess of the 17th dynasty, probably a daughter of Tao II the Brave
  8. Ahmose-Sipair, a prince of the 18th dynasty
  9. Ahmose-Sitamun, a princess of the 18th dynasty
  10. Ahmose-Tumerisy, a princess of the 17th dynasty
  11. Ahmose (26th dynasty), prince and general (26th dynasty)

Officials

Ahmose, also known as Ahmes, a scribe of the Second Intermediate Period who copied the Rhind Mathematical Papyrus.
* Ahmose, son of Ebana, an admiral who served in the Seventeenth and Eighteenth dynasties
* Ahmose Pen-Nekhebet, official who served under Ahmose I and his successors [3]

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Ahmose
[2] aboutfacts.net/People53.htm
[3] en.wikipedia.org/wiki/Ahmose

55 Numaralı Mezarın Sırrı

55 Numaralı Mezarın Sırrı, Akheneton, Egypt

55 Numaralı Mezarın Sırrı

Zaman: M.Ö. yaklaşık 1335-1322
Mekân: Amama ve Thebes, Mısır

“Tabutun sahibinin kimliğinin, sonunda bir sürpriz olacağına inanıyorum.” GASTON MASPERO, 1907

Amerikalı Theodore M. Davis’in Thebes’teki Krallar Vadisi’nde yaptığı kazılarda 1907 Ocak ayında bir mezar bulundu. Burası Mısır’daki mezarların çoğu gibi karışık ve hasarlıydı; ama bu kez bunun nedeni mezar soyguncuları değil, anlaşıldığı kadarıyla eski çağlardaki resmî faaliyetlerin sonucuydu. Mezarı o hale neyin getirdiği sorusu, Mısırbilimciler’i yaklaşık yüz yıldır meşgul etmiştir ve günümüzde bile en az araştırmacı sayısı kadar da “çözüm” vardır.

Resmi numarası KV55 (Krallar Vadisi 55) olan mezar; bir merdiven, bir koridor ve bir tek odadan oluşmaktadır. Mezarın çevresinde dağınık duran pek çok eşya vardır. Bunlardan en büyüğü, aslında III. Amenophis’in karılarından biri olan Kraliçe Tiye’nin lahdinin çevresi için oğlu Akhenaton (M.Ö. 1353-1335) tarafından yaptırılmış olan türbenin sökülmüş parçalarıdır.

Akhenaton, Mısır’ın geleneksel dinini kaldırıp yerine Aton olarak bilinen bir tek güneş tanrısına tapınmayı getirdiği için “sapkın firavun” olarak bilinir. Odanın çevresine dört koruyucu tılsım (“sihirli tuğla”) yerleştirilmiştir ve bunların birinde de firavunun adı yazılıdır. Odanın kuzey duvarındaki bir nişte, kapaklı dört küp Akhenaton‘un küçük eşi Kiye’nın iç organlarının saklanması için konulmuş ama üzerlerindeki yazılar silinmiştir. Mezarın döşemesi üzerinde bulunan kil mühür izlerinde Akhenaton‘un halefi Tutankhamon‘un (M.Ö. 1333-1323) adı yazılıdır.

(Solda) Yüz, Tutankhamon‘un tabutlarından ikincisine çok benzemektedir. Kartuşların çıkartılıp yenilerinin takılmasından bunun Tutankhamon‘dan başka bir kral için yapıldığı bilinmektedir. (Sağda) Tabut özellikle tanınmaz hale getirilmiş, yüzü ve üzerindeki bütün adlar silinmiş.

Esrarengiz Mumya

Mezardaki en önemli şey Kiya için yapılmış ama bir kral için değiştirilmiş olan tabuttur. Ancak bu kralın adı, her geçtiği yerde silinmiş ve tabutun altın yüz maskesi çıkartılmıştır. Tapınak da benzer biçimde hasar görmüş, Akhenaton‘un resimleri ve adları çıkarılmıştır. Tabutun içinde rutubet yüzünden çok kötü hasar görmüş bir mumya vardı.

Tabutu ilk inceleyen bilim adamları, çökmüş kasıkları nedeniyle bunun bir kadın cesedi olduğunu ilan ettiler, Davis de bunun üzerine mezarı “Kraliçe Tiye’nin Mezarı” olarak adlandırdı. Ancak bu adı taşıyan kitabı çıktığında, daha ayrıntılı bir inceleme sonunda cesedin bir erkeğe ait olduğu anlaşılmıştı. Evrensel kanıya göre bu Akhenaton‘un mumyasıydı. Ölümünden sonra anısı lanetlendiği için tabuttaki ve tapmaktaki adlan silinmiştir.

Ancak başka araştırmacılar ise, mumyanın Akhenaton‘un son yıllarında kendisiyle birlikte hüküm süren ve ölümünden sonra “sapkın firavun” gibi hakarete uğrayan Smenhkare olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu kişi ile, aynı dönemde ortaya çıkmış Neferneferuaten adlı bir diğerinin kimlikleri konusunda büyük tartışmalar olmuştur. Kanıtlara getirilecek en iyi yorum, ikisinin de aynı kişi olduğu ve üç yıllık ortak hükümdarlığı sırasında adını değiştirdiği olacaktır.

1922’de Tutankhamon‘un mezarının bulunmasıyla çok önemli ek kanıtlar elde edilmiştir. Tutankhamon‘un mumyası, onunla KV55’ in yakın akraba olduklarını -ya kardeş ya baba oğul- ortaya çıkarmıştır, ikincisi, mezarda özgün olarak Smenhkare için yapılan ama hiç kullanılmamış çok sayıda nesne vardı: Özellikle Smenhkare’nin iç organları için dört minyatür tabut ve tam boy tabutlarından biri.

Hepsinin üzeri Tutankhamon için kullanılmak üzere yeniden yazılmışsa da, hem kral adlarının bulunduğu yerde özgün sahibinin izleri vardı hem de tabutların üstündeki yüzler Tutankhamon‘un yüzü değildi. Bütün bu nesnelerin Krallar Vadisi’nin 55 numaralı mezarında, bir zamanlar Kiya’ya ait olan malzeme ile temsil ediliyor olması, o mezarın içindekinin Smenhkare olduğuna inanan bazı araştırmacılarca önemli bulunmuştur.

Diğer araştırmacılarsa, mumyanın Akhenaton‘a ait olduğunu iddiaya devam etmişlerdir. Çeşitli anatomi uzmanları, 20’yle (Smenhkare’ye daha yakın) 30-40 (Akhenaton‘a yakın) arası değişen rakamlar buldukları için mumyanın ölüm yaşına ilişkin tahminler de pek yararlı olmamıştır.

Mezarın tarihine ilişkin pek çok senaryo üretilmiştir. Ortak noktaları mumyanın, artık her kimse, Akhenaton‘un inşa ettirdiği Thebes’in 300 kilometre kuzeyindeki yeni başkent Tel el-Amarna’da gömülmüş, sonra kentin terk edilmesinin ardından çıkartılıp KV55’e taşınmış olduğudur.

KV55’in bu krokisinde malzemelerin mezar içinde dağınık bir halde atıldığı ve çoğunun aşağı inen koridoru tıkayan molozların üzerinde yattığı görülüyor.

İki Çözüm

Tutankhamon‘un hükümdarlığının yarısına doğru Amarna başkentlikten çıkarılmış ve onun ölümünden sonra da terk edilmişti. Böylece KV55’in kuruluşu Tutankhamon‘un hükümdarlığının ortalarıyla mührünün geçerliğini kaybetmiş olacağı gömülmesine kadar geçen zaman içinde bir noktada gerçekleşmiş olmalıdır.

Bir görüşe göre Smenhkare ve/veya Akhenaton ve onunla birlikte Amarna’da gömülmüş annesi Tiy, hükümet kenti terk eder etmez KV55’e taşınmışlardır. Mezarın içindekileri böyle hasara uğratanların ya 19. Hanedan’ın anti-Atoncu kralları ya da IX. Ramses’in memurları olduğu sanılmaktadır. Belki de firavunun yandaki mezarının inşası sırasında KV55, bir kere daha keşfedilmiştir.

Bu senaryoya göre Tiye’nin cesedi çıkartılıp başka bir yere gömülmüş ve türbesinin bir kısmı tek açık giriş koridoruna takılıp sıkışınca orada bırakılmıştır. Bir mumya daha çıkarılmış ve kalanının kimliğini gösteren işaretler de silinmiş olabilir. Mezar kapatılmadan önce türbedeki Akhenaton resimleri silinmiş ve mezarın son sakini orada ebedi bir karanlığa terk edilmiştir.

Bir başka seçenek de, bu taşıma işinin Tutankhamon‘un ölümünden sonra ama gömülmesinden önce yapılmış olmasıdır. Akhenaton‘un anıtlarının daha Tutankhamon‘un yaşadığı sıralarda imhasına başlandığı artık açıkça anlaşılmaktadır. Tahtta Akhenaton‘un oğlunun bulunması gerici güçleri frenlemiş olmalıdır. Ancak Tutankhamon‘un ölümüyle bu baskı yok olmuş olacaktır.

Bu senaryoya göre KV55’teki ceset daha ilk baştan adsız olarak bu yeni mezarına yerleştirilmiştir. Sonra gerçekleşen dağınıklık da IX. Ramses’in ekonomik sıkıntılarla geçen iktidarında mezarın yeniden keşfedilmiş olmasının sonucudur. Altın peşinde olan memurlar altın eşyayı oradan çıkarmak istemişler, sonra türbenin bir kısmının giriş geçidini tıkamasıyla girişimleri yarıda kalmıştır.

(Solda) KV55 odasının, bulunduğu zamanki durumu. Sol kısımda, türbenin bazı panoları duvara yaslanmış durumda görünüyor. Onların ilerisinde de tabut var. Duvardaki nişte kapaklı küpler duruyor. (Sağda) KV55’teki kapaklı küpler Kiya için yapılmıştı. Bunların yazıları iki aşamada kaldırılmıştır. Önce Kiye’nın adı ve unvanları, sonra da Akhenaton ile Aton’unkiler silinmiştir.

Bir Çözüm mü?

Mumyanın Akhenaton‘a ya da Smenhkare’ye ait olması durumunda her iki temel senaryo a uygulanabilir ama geriye iki temel soru kalmaktadır: Bir kral neden bir kadının gayet süslü bir biçimde değiştirilmiş tabutuna konulmuştur ve kendi tabutu ne olmuştur?

Yapılan değişiklikler tabutun yazılarının Atoncu metinlerini değiştirmemiştir, bu da tabutun bir firavunun gömülmesi için Akhenaton‘un iktidarında hazırlandığını göstermektedir. Akhenaton ölümünden çok önce tamamlanmış bir dizi tabuta sahip olmalıydı ve tunlar da mutlaka kendisi için kullanılmıştır. Ancak daha önce de gördüğümüz gibi, Smenhkare kendisi için en azından bir tabut ha-zırlatmışsa da bunun içinde gömülmemiş, onun tabutu genç kral Tutankhamon için kullanılmıştır.

Smenhkare daha sonra Neferneferuaten adını almışsa da, koyu bir Atoncu değildi. Cenaze levâzımâtı tümüyle gelenekseldi ve tapınağında geleneksel tanrıların başı olan Amon’a tapılırdı. Ancak onun, Atoncu devrimin başı olan babası Akhenaton daha yaşarken öldüğü anlaşılmaktadır.

Akhenaton‘un Aton dışında tanrılara karşı hoşgörüsüzlüğü -ki, çoktanrılı anıtları imha etmesinde görülmektedir- göz önüne alındığında Smenhkare’nin kendisi için hazırladığı geleneksel malzemeyle gömülmesine izin vermemiş olması mümkündür.

Eğer bu böyle olmuşsa, o zaman mumya ve iç organları için farklı kaplar gerekecekti. O zaman da bir zamanlar Kiya’ya ait olan “dini açıdan doğru” malzeme genç kral için değiştirilmiş ve cenazesinde kullanılmıştır. Cesedi Amarna’da Kraliçe Tiye’nin türbesine yakın bir mezara konulmuştur. Mumya son olarak da buradan Krallar Vadisi’ne taşınmıştır.

Şu anda Kahire Müzesi’nde yalnızca KV55 tabutunun kapağı bulunmaktadır. Alt kısmının çürümüş kalıntılarında olması gereken altınlarının, Birinci Dünya Savaşı sırasında müzeden çalındığı anlaşılmaktadır. Bu altınlar, daha sonra Almanya’da ortaya çıkmıştır. Doğrulanmamış haberlere göre burada Smenhkare’nin sağlam bir kartuşu da bulunmaktadır. Sorunun bu yanının, tabutun altı sonunda gerçek sahibi olan Kahire Müzesi’ne iade edildiğinde çözümlenmiş olacağı umulmaktadır.

Mısır deyince ilk akla gelen kadın adlarından olan Nefertiti de Akhenaton‘un karısıydı. Akhenaton başşehri Tel el-Amarna’ya taşıdığında, Nefertiti de altı kızıyla birlikte oraya taşınmış ve kocası gibi yalnızca yeni tanrı Aton’a tapınmaya başlamıştı.

KV55 mezar odası. Kapağı çıkarılmış tabut odanın bir ucunda, türbenin panoları sol duvara yaslanmış ve yere atılmış.

(Solda) KV55’teki kafatasının nemes başlığıyla tamamlanmış biçimi. (Sağda) Sağda KV55’in içindeki kimliği belirsiz kafatası.